Skip to content
Anasayfa arrow Yazarlar arrow Dr.Duysal Aşkun arrow Psikolojide Stres (Zorlantı) Kavramı
Psikolojide Stres (Zorlantı) Kavramı Yazdır E-posta
Salı, 04 Mart 2008

Stres kavramıyla her gün her an karşı karşıya kalıyoruz. Gerek yaşamsal anlamda, gerek kuramsal olarak stres günlük yaşamımızın büyük bir parçası haline gelmiş durumda. İlkönce stresin tanımı (Psikolojik Terimler Sözlüğü, Adnan Erkuş, 1994) ve özelliklerinden başlamak istiyorum; daha sonra yoruma geçeceğim.

Stres ya da zorlantı, bir organizmanın üstesinden gelmesi gereken yeni koşullar karşısında verdiği tepki durumudur. Stres, düşünce, duygu, davranış ve fizyolojik tepkilerin hepsini içerir. Bu tepki, bireyden bireye değiştiği gibi, aynı bireyde zaman ve mekana göre de değişiklik gösterir. Bilişsel açıdan bakacak olursak, stresin dozu; bireyin olaya verdiği önem ve kendisini söz konusu olayın üstesinden gelebilecek donanıma sahip olarak algılayıp algılamamasına bağlıdır. Stres olumlu dozda olduğunda bireyin psikolojik gelişimine katkıda bulunabilir(itici bir güç unsuru olarak da algılayabiliriz). Ancak, genellikle çağdaş yaşamın getirdiği zorluklar karşısında sık sık gösterilen bir tepki durumuna gelen stres, psikosomatik hastalıkların ortaya çıkmasına yol açabilir(örneğin, psikolojik kökenli ülser, kalp rahatsızlıkları...gibi.). Stresle hastalıklar arasındaki ilişkiyi arayan çeşitli araştırmalar yapılmış ve modeller öne sürülmüştür.

Bir de bedensel açıdan strese bakarsak, stres tepkisi, sinir ve hormonal sistemlerin etkinliklerini içerir. Otonom sinir sisteminin “sempatik” kısmı, bedeni stres yaratıcı olaya karşı savaşmak ve bu olaydan kendini kurtarmak için hazırlar. Sempatik sistem böbreküstü bezlerini uyararak hormon salgılanmasına yol açar. Böylece “genel uyarılmışlık düzeyi(arousal)” yükselir: Kalp atışı hızlanır, sindirim azalır, kanda glikoz düzeyi yükselir. Bedenin savunma sisteminde ortaya çıkan bu uyarılmışlık haline Hans Selye(1956) “Genel Adaptasyon Sendromu” adını vermiştir. Selye’ye göre, tüm olumsuz uyarıcılar genel adaptasyon sendromu(GAS) denen biyolojik bir tepki ortaya çıkarır. Bu tepki üç aşamada ortaya çıkar: a) Alarm, b) Direnç ve c) Tükenme aşaması. Son aşamada, organizmanın(canlının-burada tabii ki insandan söz etmekteyiz) direnmek için gerekli olan enerjisi tükenir. Organizmanın kendisini yeniden toparlaması mümkün olmakla birlikte, olumsuz uyarıcı ortadan kalkmadığı sürece sonuç, depresyon(daha önce uzunca değinmiştik), diğer bazı fizyolojik rahatsızlıklar ve hatta ölüm olabilir.

Stres kavramında psikolojik ve de fizyolojik yaklaşımları aktardıktan sonra şimdi de genel olarak strese bakabiliriz. Ne gibi unsurlar stres nedeni oluşturur yaşamımızda? Niçin bazılarımız bir olay yüzünden stres yaşarken, diğerlerimiz aynı olaya daha rahat bakabilirler? Neden herkes stres yüzünden hastalanmaz da bazı insanlar acı çekerler? Stres süresinin uzunluğunun kişiden kişiye farklılık göstermesinin nedenleri nelerdir? Bu tür soruları çoğaltmak mümkündür. En azından birkaçına yanıt vermeye çalışacağım.

Ortalama değerlere bakarsak eğer, insan yaşamında iş yoğunluğu, trafik(özellikle büyük kentlerde), gürültü, iş sorunları, ailevi sorunlar, mesleki ve kişisel kaygılar, kişinin ilişki ağındaki bazı problemler(arkadaş, eşle çatışma gibi), ölümler, kişinin kendini yetersiz hissettiği bir durumla karşı karşıya kalması, geçim sıkıntısı(özellikle toplumumuzda çok yaygın), kişinin bedensel rahatsızlıkları...vb. stres nedeni oluştururlar.

Aslında birçok insan için de her şey bir stres nedeni oluşturabilir. Strese yatkın insanlar vardır. Bu insanlar için günlük herhangi küçük bir engel(iki dakika süreyle elektriğin gitmesi gibi) bile bir stres nedenidir. İşte bu noktada sorun kişinin kendisinde aranmalıdır. Belki de kişinin hayatında o kadar çok stres unsuru vardır ki, artık kişi hiçbiriyle başa çıkamaz hale gelir ve de en ufak bir tersliğe karşı bile hassaslaşır. Ya da hayatı pek sorun dolu olmasa bile, derinlerde yatan bazı kişisel sorunlarından dolayı bu hale gelmiştir. İşte bu yüzden, strese yaklaşımda kişisel farklılıklar ortaya çıkar.

Stres yüzünden bazı kişilerin somatik(bedensel) rahatsızlıklara yakalanmaları, bazılarınınsa yakalanmamaları da bünyesel ve de kişiseldir. Bazılarımızın bünyesi yaşanan sıkıntı ve üzüntülere daha az dayanıklı olabilir. Bu bünye farklılıklarının nedenleri kalıtımsal ve de çevresel(yetersiz beslenme, açlık, kansızlık, pislik ya da mikrop) olabilir. Kişisel farklılıklar da kendilerini yaşanan stresin yoğunluğunda gösterirler. Aynı olaya karşı iki kişi de stres yaşayabilir. Fakat yukarıda söz etmiş olduğum bazı kişisel özelliklerinden dolayı bazı kişiler o stresi daha yoğun yaşar ve bu yoğunluk da kendini eninde sonunda bedensel bir takım rahatsızlıklar şeklinde gösterir. Yaşanan stres süresinin uzunluğu da aynı kişisel nedenlerden kaynaklanır. Stresi yoğun yaşayan kişi, az yoğun yaşayan kişiye oranla daha uzun süre yaşar ve de tabii daha çok acı(maddi-manevi) çeker.

Yalnız burada kabul edilmesi gereken bir nokta var ki, o da bazı insanların diğerlerinden daha zor şartlarda yaşadığı ve bununla birlikte de yaşamında daha çok stres olduğu...Bunu asla göz ardı etmemeliyiz. Yukarıda sözünü ettiğim bünyesel ve de kişisel farklılıkları bir an için yok sayarsak, stres üretici unsurların kişiler arası farklılıklar göstermesi(gerek sayı bakımından gerekse büyüklüğü açısından), stresin bu kişilerde yarattığı etkilerin farklılığını açıklamak için yeterlidir sanıyorum.

Gelecek yazımda “Stresle başa çıkabilme” konusunu ele almaya çalışacağım. Şimdilik hoşçakalın...

 

 
< Önceki   Sonraki >
akademi

ÜYELİK SİSTEMİ





Kurumsal ve Kişisel Gelişim Adresiniz WWW.AKTIFGELISIM.COM