Yazarlar
Engin Koban
Eğitim, Bilgi ve İnsan | Eğitim, Bilgi ve İnsan |
|
|
| Perşembe, 14 Şubat 2008 | |
|
“Her öğrenme işinin ilk amacı, verebileceğizevkin
İnsanların başarılı olabilmelerinde sürekli değişimi bir yaşam biçimi olarak benimsemelerinin önem kazandığı ve bunu sağlamanın tek yolunun ise onları pek çok yönden güçlendirmekten geçtiği görülmüştür. Yetişmiş insan kaynağının bir ülkenin gelişiminde oynadığı rol örnekler ile değerlendirilecek olursa; İskandinav ülkelerinde eğitime verilen önem bu ülkeleri insan kaynağı açısından dünyanın en zengin ülkeleri konumuna getirirken; yine bugün dünya ticaretinde önemli paya sahip, ancak yirmi yıl önce Türkiye ile eşit ekonomik düzeyde bulunan G. Kore’nin başarısının temelinde eğitimin yattığı bilinmektedir. Sınırlı doğal kaynağa sahip olup, petrolünün % 99’unu, tarım ürünlerinin % 91’ini ithal etmek zorunda olan Japonya yine yetişmiş insan gücü ile dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden biri haline gelebilmiştir. Bilgi toplumu olarak da adlandırdığımız içerisinde yaşadığımız dönemde, “insan” üretim sürecinin bir parçası olmaktan daha çok üretim sürecini belirleyen ve yönlendiren bir güç olarak değerlendirilmektedir. Hemen her alandaki ilerlemenin ve gelişmenin temel yaratıcısı ve kullanıcısının insan olduğu düşünülmektedir. Çünkü artık kurumlar; eğitimli, donanımlı, nitelikli, vizyon sahibi, bilgi üreten ve bilgisini paylaşan, yaratıcı insan gücünü istihdam etmenin gerekliliğini kavramışlardır. Ülkemiz açısından değerlendirildiğinde nüfusumuzun genel eğitim düzeyinin düşüklüğü, üniversite-sanayi işbirliğinin istenilen düzeyde kurulamamış olması, mesleki ve teknik eğitimde gözlemlenen yetersizlikler, kalifiye eleman eksikliği gibi faktörlerin rekabet gücümüzü olumsuz etkilediği söylenebilir. Ancak; bilinmelidir ki sahip olunan genç ve dinamik nüfusun, çağın gereklerine uygun nitelikler ile donatılması ve doğru eğitim politikaları ile yönlendirilmesi Türkiye’nin rekabet gücüne doğrudan katkıda bulunacak ve başarı yolunu açacaktır. Dünyanın değişen ve gelişen koşullarına ve özellikle teknolojideki hızlı rekabet yapısına ayak uydurabilmek, aynı kulvarı paylaştığımız rakiplerimizin gerisinde kalmamak için, sahip olduğumuz genç nüfusu, çağın gereklerine uygun nitelikler ile donatacak eğitim programlarına hayatiyet kazandırmak ve bunlara kaynak ayırmak zorundayız. Ayrıca işletmelerimizinde kurum çalışanlarının performansını arttıran ve kişisel gelişimlerine katkıda bulunan eğitim programlarını uygulamaları ve bu eğitimlerde süreklilik sağlamaları gereklidir. Ancak uygulamada görüyoruzki halen bir çok işletme eğitim faaliyetlerini gereksiz bir maliyet kalemi olarak ele almaktadır. Dünyada ve Türkiye’ de pek çok güzel uygulamalar olduğu halde bizler halen daha bu konuyu ciddi olarak ele alamıyoruz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; bilgi toplumu ve bilgi ekonomisi aşamasına geçmeden, küresel kalite ve verimlilik yarışının galibi olamayacağımızdır. Sürekli yenilenen bilgiye erişebilmek, küresel planda geçerli bir kariyere sahip olmak ve yaşam boyu eğitimi sağlamak birey ve kurum bazında “varoluş” un ana şartı haline gelmiştir. Bilgi toplumunda, klasik yönetim anlayışı, verimlilik artışının önünde en büyük engel olarak görülmektedir.
“Eğer ormandaki ağaçların yukarısına çıkmayı başarabilirseniz,
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|