Yazarlar
Faruk Türkoğlu
İleri teknoloji trenini yakalamak zorundayız | İleri teknoloji trenini yakalamak zorundayız |
|
|
| Cuma, 28 Mart 2008 | |
|
Tarih boyunca üzerinde yaşadığımız toprağın insanları belirli konularda yetenekli ve becerikli olmalarına rağmen, dönemin teknolojik düzeyinin hep gerisinde kalmış. Bunun kaynağında belki de "söz"ün toplumsal hayatta önemli bir ağırlığının olması yatıyor. 9000 yıl önce dünyanın ilk alışveriş merkezi Çatalhöyük'te kurulmuş ama alışverişte önemli bir yere sahip yazı ve belgenin kullanılması gecikmiş. Çatalhöyük kazılarını başlatan James Mellaart bu gecikmenin nedenini şöyle yorumluyor: "Herhalde Anadolular tutucuydular. Yazısız da olur diye düşündüler..." Matbaanın Osmanlı'ya neden geç geldiği konusundaki tartışmalarda İlber Ortaylı'nın da benzer bir tespiti var. Tarihçi Ortaylı'nın bu konudaki görüşü şöyle: "Bizim kültürümüzde insanlarımızın tek başına yaşama alışkanlığı yok. Yalnız kalamıyoruz. Beraber okuyoruz, beraber tartışıyoruz. Okuma gibi bir alışkanlığımız olmadığı için bizim o dönem matbaa talebimiz yok..." Bugün de durum pek farklı değil. Konuşmayı, söyleşmeyi, tartışmayı ve bazen de kavga etmeyi yine çok seviyoruz, yine yalnız kalamıyoruz. Konuşmaktan, düşünmeye ve araştırmaya zaman kalmıyor. Erdoğan konuşuyor, Baykal ve Bahçeli yanıtlıyor, bilim adamları ve politikacılar yorumluyor, sözler uzadıkça uzuyor… Bu ortamda bir zamanların ünlü gazetecisi Şinasi Nahit Berker'in şu sözü akla geliyor: "Bu memleket batarsa, uzun laftan batacak." İki-üç yıl geçmeden unutulacak bu kayıkçı kavgaları ve demeç yarışları sürüp giderken, gelecek için hazırlık yapmayı unutuyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 2045'te iflas etmemesi için reform paketi hazırlanıyor ama gelecek 15 yılda dünya ekonomisini derinden etkileyecek teknolojik gelişmelere gözümüzü kapatıyoruz… Yaklaşan GNR devrimi Biz önemli bulduğumuz konular üzerinde konuşup tartışmaya devam ederken, dünya ekonomisi büyük bir dönüşümün eşiğine adım adım yaklaşıyor. İnsanlık tarihinde tekerleğin bulunuşu ve buhar gücünün kullanılmasından sonra günlük hayatta ve ekonomide yeni bir dönem önümüzdeki 15 yılda belirgin hale gelecek. Transistorların küçülmesi ile bilgisayarların kapasitesinin olağanüstü boyutlara yükselmesi, modern bilimin üç alanında devrimci değişimler ortaya çıkaracak. Genetik, nanoteknoloji ve robotik (GNR) alanlarındaki ileri adımlar, 2020 yılına kadar toplumda ve ekonomide oyun kurallarını büyük ölçüde değiştirecek bir süreci başlatacak. Türkiye'nin 21. yüzyıldaki kaderi, bu süreçte ne ölçüde rol aldığına bağlı olacak. Esasında bu değişim sürecini fark etmek o kadar kolay değil. Sık sık gazetelerde okuduğumuz ve TV kanallarında izlediğimiz bilimsel buluşları tekil olaylar olarak görüyoruz. Ancak tüm bu buluşların etkisi birleştiğinde, dünya ekonomisi 15 yıl içinde yeni bir paradigmaya, yeni bir faza girecek. Değişim süreci de, bileşik faiz hesabındaki gibi çok hızlı olacak. Buhar gücüyle işleyen dokuma makinelerinin 19. yüzyılda bizim kara tezgâhlarımızı yok etmesi gibi, yeni ekonomi paradigması da eski üretim güçlerini ve tarzlarını zamanla tasfiye edecek. Hükümet, teknolojinin bu meydan okumasını algılayıp gerekli önlemleri almadığı takdirde, ekonominin mevcut büyüme ivmesini sürdürmek imkânsız olacak. Bu nedenle ileri teknoloji trenine bir istasyonda muhakkak binmek ve ilerlemenin rüzgârını arkamıza almak zorundayız. Bu tür bir atılımın örnekleri de var: -Daha 1979 yılında kişi başına milli geliri Türkiye'dekinin gerisinde bulunan Güney Kore, ileri teknoloji eğitimi ve üretimine verdiği önem sayesinde, kalkınma yarışında bize iki tur bindirdi. -"Beyaz Zambaklar Ülkesi" olarak bilinen sakin ve durağan Finlandiya'nın 15 yılda ileri elektronik sayesinde nasıl çağ atlayıp dinamik bir ülke haline geldi. -İrlanda, akılcı ekonomik politikalar ile bir zamanların güneş batmayan imparatorluğuna sahip İngiltere'yi geride bıraktı. Değişimin rotası Bu yazdıklarım soyut bir gelecek edebiyatı, bir teknoloji hayranlığı olarak görülebilir. Ancak ileri elektronik, hayalci kehanetlerle değil, geçmişte başarısı kanıtlanmış bir yol haritası ile gelişiyor. Uluslararası Yarı İletken Tekonolojisi Yol Haritası'nda (ITRS), gelecek 10 yılda bu alanda hangi buluşların yapılacağını ve transistorların daha ne kadar küçüleceğini açıkça belirtiliyor. Bu yol haritasında 10 yıl önce 2008 için yapılan öngörülerin yüzde 95 oranında gerçekleştiği dikkate alındığında, gelecek 10 yılda da bugünden öngörülen gelişmelerin hayata geçirileceğine inanmak gerekiyor. Bu yol haritasının hazırlanmasında esas alınan Moore Yasası, 1965 yılından bu yana hep doğrulandı Yasanın gelecek 20 yıl içinde de işleyeceği konusunda da görüş birliği var. 43 yıl önce Intel'in kurucusu Gordon Moore 1965'te elektronik iletişimdeki ilerlemenin olağanüstü hızını şu tespit ile somutlaştırmıştı: "Teknolojik gelişme ve chip (yonga) teknolojisindeki gelişmeler, bilgisayarların gücünü, maliyet artışı olmadan her 18 ayda, iki katına çıkarır." Yasanın hayata geçirilmesi sayesinde bilgisayarlardan cep telefonlarına kadar çok sayıda yeni cihaz geliştirildi. Mikroişlemcilerdeki transistor sayısının sürekli artması, tıptan çekirdek fiziğine, genetikten malzeme bilgisine kadar her alanda aşamalar kaydedildi. Türkiye, ileri teknoloji trenini yakalamak için yaptığı çalışmaları bu yol haritasını dikkate alarak yaptığı takdirde, performansını hızla yükseltir. Eğitimde, sanayi üretiminde, yatırımlarda ve ekonominin tüm alanlarında GNR devriminin ve Moore Yasası'nın hesaba katılması, bizi dünyadan kopup kendi tartışmalarımız içinde çırpınmaktan kurtarır. Enerjide yeni dönem Sürdürülebilir bir büyüme ve gelişmiş ülkelere yetişme için "GNR devrimi" ve "Moore Yasası"nı izlemek dışında fizik ve kimya ile diğer temel bilimlerde de atılım yapmak zorundayız. Çünkü enerji kullanımı ve küresel ısınma gibi herkesi etkileyen temel sorunların çözümü bu atılımdan geçiyor. Halen enerjide 19. yüzyıldaki keşifleri esas alan 20. yüzyıl teknolojisi kullanılıyor. Mevcut kaynaklar ve teknoloji bir süre daha idare edecek ama 21. yüzyılın ortasına doğru muhakkak yeni teknolojiler geliştirmek gerekecek. Aksi takdirde Çin'in Hindistan'ın, Türkiye'nin ve diğer gelişmekte olan ülkelerin büyümesi sürdükçe hem ham petrolün 159 litrelik bir varil başına fiyatı bugünkü düzeyinin çok üstüne çıkacak, hem de küresel ısınma yaşamı zorlaştıracak. Bu konuda her ülkede araştırmalar yapılıyor ve çıkış yolları aranıyor. Kuantum, atom ve molekül düzeyinde enerji üretimi konusunda sayısız proje yürütülüyor. Çözümün en umulmadık bir yerden geleceğini ileri sürenler de var. Örneğin gözlerimizde bulunan ve ışığı fark etmemizi sağlayan rhodopsin maddesini, bazı mikroskopik canlılar güneş ışığından fotosentez yoluyla yaşama enerjisi üretmek için kullanıyor. Bu sürecin şifresi çözüldüğünde, güneş ışığından, elektrik enerjisinin yerine tutacak yeni bir güç elde etmek mümkün olacak. İnsan genomu üzerindeki çığır açan araştırmaları ile bilinen Craig Venter, 15 yıl içinde bu konuda da çözüme yaklaşılacağını söylüyor. Hidrojenin, borun veya toryumun enerji kaynağı olarak kullanımı ile biyoenerjiden ve güneş enerjisinden yararlanmak için yapılan bu tür çalışmalarda da Türkiye muhakkak bir şekilde yer almak zorunda... Ne yapmalı Günümüzde Türkiye'nin en önemli sorununun, çağdaş uygarlık, bilim ve refah düzeyine "yetişme" olduğunu dikkate aldığımızda, aşağıdaki önlemlerin gerekliliği hemen ortaya çıkıyor: -Hükümet ve muhalefetteki partiler, ileri teknoloji dönüşümü için kapsamlı programlar hazırlamalı ve kitlelere hedef göstermeli. -Her bilimde, her temel araştırma alanında ve her sektörde gelişmiş ülkeler ile Türkiye arasındaki uçurumun boyutlarını belirleyecek dev bir kıyaslama (benchmarking) araştırmasına başlanmalı. TOBB'un veya TÜSİAD ile büyük üniversitelerin destekleyeceği bu tür bir araştırma her yıl yenilenerek aradaki farkın azalıp azalmadığı belirlenmeli. -Yetişmek için yapılacak çalışmaların araştırma, geliştirme ve Türkiye koşullarına uygun hale getirmeden hangisi olacağı, eldeki kaynaklara ve araştırmacıların sayısına göre tek tek belirlenmeli. -TÜBİTAK, ekonominin ve toplumun geleceği için hazırladığı "Vizyon 2023"ü, kıyaslama çalışmalarının sonuçlarına göre sil baştan yenilemeli ve yeni bir yol haritası hazırlamalı. -Büyük holdingler, yarıiletkenler ile ilgili araştırmalara kaynak ayırmalı ve bu konudaki üretim için hazırlık yapmalı. -Merkezi yönetimden en küçük yerel yönetim birimlerine kadar her kademede çözüm ve ilerleme için bir proje seferberliği başlatılmalı. Sivil toplum kuruluşları da devletten sürekli olarak bir şeyler istemek yerine, çalışmalarını proje ve reform önerileri üzerinde yoğunlaştırılmalı. -İşçi veya işveren, mühendis veya bilim adamı, teknisyen veya sosyal bilimci herkes, her birey, kendi bilgi birikimini yükseltmek, yeteneklerini geliştirmek ve yeni beceriler elde etmek için bir şeyler yapmalı… Parasal sermaye, makine ve teçhizat ve diğer kaynaklar yönünden Türkiye iyi durumda değil. Ancak bilgi ekonomisi döneminde beyin-yoğun sermaye de önemli bir kalkınma kaldıracı konumunu kazanıyor. Sahip olduğumuz tek sınırsız kaynak olan düşüncelerimizi, bilgi stokumuzu artırmak yönünde kullandığımızda sorunların çözümüne pekala katkıda bulunabiliriz… |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|