Yazarlar
Faruk Türkoğlu
Sosyal sermaye zenginliği ilk kez işe yarayacak | Sosyal sermaye zenginliği ilk kez işe yarayacak |
|
|
| Pazar, 02 Aralık 2007 | |
|
Son iki haftada halk kitlelerinin teröre karşı gösterdikleri tepki Türkiye’de sosyal dayanışma duygusunun ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. Bu dayanışma ve destek duygusu, kaynağını bilim adamlarının “sosyal sermaye” diye tanımladıkları bir olgudan alıyor. Ekonomide parasal sermayemiz yeterli değil. Ayrıca makine ve teçhizat için milyarlarca dolar ödüyoruz ama sosyal sermaye açısından epey zenginiz. Çünkü yalnız kalmaktan nefret ediyoruz, konuşmayı, söyleşmeyi ve tartışmayı seviyoruz. Bu eğilimler sosyal ilişkileri, aile ve toplumla kurulacak bağları bizim için çok önemli kılıyor. Sosyal sermaye bu topraklarda hep güçlü oldu zaten. İmece, Anadolu ve Trakya'da yüzyılların geleneği olarak bugün de varlığını sürdürüyor. Yolculuklarda "Nerelisin hemşerim" sorusuyla başlayan sohbetler yol yalnızlığını ve ayrılıkların acısını bir nebze unutturuyor. Bir yakınımız hastalandığında, tüm sülale bireyleri hastanelere hücum ediyor. Komşuluk ilişkileri hâlâ güçlü… Kentlere göç edenler, kökleri ile bağlantılarını yıllarca koruyabiliyor. Spor dallarındaki tutkulu taraftarlık da güçlü sosyal sermayenin diğer bir göstergesi oluyor. Kısacası sosyal sermaye açısından bir eksiğimiz yok. Ancak bu zengin sosyal ilişkiler ağının bugüne kadar ekonomik açıdan bir faydasını görmedik. Anadolu insanı duygulara, söze ve davranışlara fazlasıyla önem verdiği için yazının icadı ve matbaanın kullanımında geç kaldı. Gece gündüz, muhabbet, sohbet ve tartışmadan icraata pek zaman kalmadı. 21. yüzyılda ise bu kültürel özelliğimiz ve sosyal sermaye zenginliğimiz ilk kez işe yarayacak gibi görünüyor. Yapılacak bütün iş, sosyal sermayeyi kapitalize etmek, bir şirketin ve ekonominin gelişmesine azami katkıda bulunacak şekilde örgütlemek... Tabandan gelen dinamizm Hükümetlerin sosyal sermayenin harekete geçirilmesi için aldığı önlemler tek başına yeterli olmuyor. Demokrasi içinde kalkınma hedefi için aileden, mahalleden ve sivil toplum kuruluşlarından başlayan bir coşku daha iyi sonuç veriyor. Çünkü IMF ve AB’nin zorlayıcı dış dinamiklerini ikame edecek bir içsel dinamizm ve enerji olmadan toplumlar ve ekonomi değişemiyor, değişse de bu değişim kalıcı olamıyor. Küreselleşme çarkının, yoksulları, yaşlıları ve vasıfsızları sistem dışına savurduğu günümüzde, sosyal sermayeyi yeniden tanımlamak gerekiyor. Dayanışma duygusu yalnız kısa vadeli yardım veya destek programları ile çözülmek istendiğinde amaca ulaşılamıyor. Her yaşta insana yeni dönemin bilgi ve becerilerini kazandırmayı hedefleyen bir topyekun eğitim seferberliği ise, sosyal sermaye anlayışına gerçek anlamını kazandırıyor. Sosyal sermayenin güçlendirilmesi ancak yaşayan kültürden yararlanıldığında mümkün oluyor. Yabancı kültürlerin ürünü değişim programlarını sosyal bünye reddettiği için, dayanışma duygularını ayakta tutmak zorlaşıyor. Üretkenliğe öncelik James Coleman, Robert Putnam ve Jeremy Rifkin gibi sosyal bilimciler, sosyal sermayesi güçlü ülkelerin ekonomilerini daha hızlı geliştirebildiklerini vurguluyor. Bu bilim adamlarına göre sağlam bir toplumsal doku, gelişmişliğin sonucunu değil, kaynağını oluşturuyor. Japonya, Güney Kore ve Çin gibi ülkelerin son 25 yıldaki yüksek büyüme hızlarında, doğu kültürlerine özgü sosyal sermayenin de önemli bir payı var. İtalya ve İspanya ise Akdeniz hayat kültürünün sıcaklığını ve aile bağlarını, iş hayatında etkili bir şekilde kullanarak, soğuk kuzey ülkelerinin refah düzeyine iyice yaklaşmayı başardı. Avrupa Birliği’nin ortalama refah düzeyine en geç 20 yıl içinde ulaşmayı hedefleyen Türkiye, sosyal sermaye zenginliğini üretkenliğe öncelik vererek kullanmak zorunda. Çünkü iş yalnızca beş yıllık planlar ve kapsamlı stratejiler ve büyük projeler hazırlamakla bitmiyor. Büyük hedeflere ulaşmak için insanların gözlerinin parlaması ve yüreğinin ısınması, ülkede boydan boya bir umut ve heyecan rüzgârının esmesi şart! Barış, demokrasi ve kalkınma için mücadele eden Türkiye’de sosyal dayanışma daha da güçlenecek ve çağdaş uygarlık hedefi bir hayal olmaktan çıkacak.
SOSYAL SERMAYE KALKINMANIN KAYIP DİŞLİSİ İlişkiler, normlar ve kurumlardan oluşan "sosyal sermaye", günümüzde hem firmalarda hem de ekonominin bütününde gelişmeyi hızlandıran bir faktör olarak görülüyor. Bazı ekonomistlere göre sosyal sermaye, ekonomik kalkınma mekanizmasının çoktandır aranan "kayıp dişli"sini oluşturuyor. Başarı için belirleyici olan duygusal ve zihinsel faktörler ancak sağlam bir sosyal sermaye tabanına oturtulduğunda gerçek anlamını kazanıyor. Sosyal sermaye kavramını geliştiren bilim adamları, bu görüşün gerekçelerini şöyle özetliyor: -Bilgi çağında, bilgiyi üretme ve en verimli şekilde kullanma kapasitesi, ekonomik kalkınma sürecinde önemli bir rol oynuyor. Kısaca entelektüel veya zihinsel sermaye diye tanımlayabileceğimiz bu faktörün yükseklere kanatlanması ise ancak güçlü duygusal ve sosyal etkileşimlerle mümkün olabiliyor. En nihayet insan, tuşuna basıldığında çalışan bir bilgisayar değil. Kendisine, ailesine, çevresine ve ülkesine güvenen bir kişinin kafası daha iyi çalışıyor. Sosyal ilişkilerin canlılığı ve güven duygusu sezgiyi berraklaştırıp, zekâyı keskinleştiriyor. Başarının ön koşulu sayılan güven ve özgüven duyguları sayesinde yere sağlam basan kişi, performansını sürekli yükseltebiliyor. -Beyin, ancak kişi duygulandığında, kendini bir işe adadığında ve işini yaparken heyecanlandığında en yüksek kapasitesine ulaşabiliyor. "Aşk olmazsa, meşk olmaz" sözü bugün de geçerli. Adanmışlık duygusunun bu üretken zenginliği, "duygusal sermaye” olarak adlandırılıyor. Sosyal ilişki ve bağlantıların güçlü olması, duygusal sermayeyi de en üst düzeye çıkarabiliyor. Duygusal sermayenin ürünü olan başarı tutkusu ve iş yapma heyecanı, bireyin kendini aşmasını kolaylaştırıyor. -Sosyal sermaye, toplumun bütününü dikkate aldığımızda tuğlaları bir arada tutan çimento, parçaları birleştiren bir tutkal görevini görüyor. Şirketlerde, sivil toplum kuruluşlarında ve ekonomide sosyal ilişkilerin sağlam ve kalıcı olması “dayanışma” duygusunu güçlendiriyor. Yardımlaşma ve dayanışma duygusunun güçlü olması ise toplumun zor koşullara karşı direncini yükseltiyor. Duygusal, sosyal ve entelektüel sermayenin azami düzeye çıkarılması ancak karşımızdaki insana saygı duymakla mümkün oluyor. Yediden yetmişe, yoksul veya zengin her insanı, duygu ve bilgi zenginliği keşfedilecek bir dünya olarak gördüğümüzde, sosyal sermayeyi en üst düzeye çıkabiliyor. -Büyük şirketlerde ve kamu sektöründe iletişim ve ilişkilerin kurallara bağlanması ve “soğuk” olması, yaratıcılığı engelliyor. Bu ortamda çalışanlar işlerine gönüllerini katamıyor ve bir şeyler hep eksik kalıyor. Yöneticiler çalışanları kaynaştıracak ve işyerini sosyalleştirecek önlemler alarak bu sakıncayı gidermeyi amaçlıyor. -21. yüzyılda ekonomik sistem, bir ağ (network) kapitalizminin tüm özelliklerini taşıyor. Bu ortamda ekonomi giderek sosyalleşiyor. Satış sürecinde bire bir ilişkiler, interaktiflik, müşteri odaklı ve pazarın çekimine dayanan iş yapma anlayışı, ekonomideki ilişkilerin, birbiri içine geçmesini ve bir "ağ" gibi örülmesini gerektiriyor. Bu ağın sağlam olması için, çalışanların, iş arkadaşları ve dış dünya ile ilişkilerini geliştirmesi gerekiyor. İlişkilerin güçlü ve canlı olduğu şirketler, sosyal sermayelerini verimliliği artırmak için kullanabiliyor. -Duygusal, sosyal ve entelektüel sermayenin azami düzeye çıkarılması ancak karşımızdaki insana saygı duymakla mümkün olabilir. Sempati, tek başına sosyal sermayeyi güçlendirmez. Kendisini zor durumdaki insanın yerine koyan bir empati duygusu ise toplumsal dokunun kırılganlığını iyice azaltır. Yediden yetmişe, yoksul veya zengin her insanı, duygu ve bilgi zenginliği keşfedilecek bir dünya olarak gördüğümüzde, sosyal sermayeyi en üst düzeye çıkarmak mümkün olabilir. DAYANIŞMAYI ENGELLEYEN ZAAFLAR Sosyal sermaye yönünden gelişmiş ülkelerden daha zenginiz ama bazı zaaflarımız bu zenginliğin hayata geçirilmesini önlüyor. Bu zaaflar şöyle özetlenebilir: Duygular ağır basıyor: Türkiye’de sosyal bağlantı ve ilişkiler daha çok duygusal bir içeriğe sahip bulunuyor. Dayanışma ve yardımlaşma duygularını ortak aklın üretken kalıplarına dökmekte zorlanıyoruz. Akıl ile desteklenmeyen yoğun duygular sorunları çözemiyor. Güvensizlik yaygın: Sosyal sermayenin ölçülmesi çok zordur. Ancak toplumsal ve ekonomik ilişkilerde insanların diğerlerine karşı duyduğu güven, bu sermayenin önemli bir göstergesi olarak kabul edilebilir. "Tarihin Sonu" adlı kitabın yazarı Francis Fukuyama, diğer bir kitabını “güven” konusuna ayırdı. Fukuyama, bu kitabında iş hayatında güven ve işbirliği eğilimi güçlü olmadıkça serbest piyasa ekonomisinin iyi işleyemeyeceğini vurguluyor. Biz, yakınlarımıza bile güvenmekte zorlandığımız için de, sosyal sermayeden yeterli bir şekilde yararlanamıyoruz. Kötü niyetli uygulamaların yarattığı güvensizliği bazen iyi niyetlilere de gösteriyoruz. Güven duymayı ve vermeyi öğrenirsek, sorunlarımızı daha kolay çözebileceğiz. Ortaklık kültürümüz zayıf: Sadece duygulara dayanan sosyal ilişkiler ve güvensizlik, ekonomik hayatta ortaklık kültürünün cılız kalmasına yol açıyor. İşbirliğine ve uzmanlaşmaya yatkın olmadığımız için sosyal sorunları çözüme kavuşturamıyoruz. Oysa sosyal sermayenin, küreselleşme döneminde ekonomide adeta bir üretim faktörü işlevini görmesi için, stratejik işbirliğine ve ortaklıklara daha çok önem vermemiz gerekiyor. Mahalle dayanışması eksik: Son aylarda çok tartışılan “mahalle baskısı”, sosyal sermayenin olumlu işlev görmesini engelliyor. Herkesi aynı şekilde düşünmeye zorlamak ve başkalarını “adam etmek” için baskı uygulamak sosyal sermayeyi zayıflatıyor. Farklı olana ve düşünene saygı duymak ve onları mahalle dışından gelen baskılara karşı korumak ise hem dayanışma duygularını hem de sosyal sermayeyi güçlendiriyor. Örgütlenemiyoruz: Kendi kendine örgütlenme yeteneğimiz pek güçlü değil. Sorunların çözümünü yalnız devletten ve diğer yönetim birimlerinden beklediğimiz için sosyal sermaye üretkenliğini yitiriyor. Sivil toplum kuruluşları olarak örgütlenemeyen sosyal dayanışma duygusu heba oluyor. Bazı sivil toplum kuruluşlarının yalnız kendi üyelerinin çıkarlarını düşünüp, toplum yararını göz ardı etmesi ise sosyal sermayeyi artırmıyor aksine azaltıyor. Kentleşmenin etkisi: Kentlerde sosyal sermaye erozyona uğruyor. İnsanlar birbirini görmezden geliyor, bir selamı esirgiyor. Sosyal sermayenin semt girişimleri ve iyi komşuluk ilişkileri ile güçlendirilmesi, bu erozyonu durdurabilir. Eyleme geçemiyoruz: Biz de sosyal dayanışma, çoğunlukla sözde kalıyor. Sıra proje hazırlamaya ve eyleme geçmeye gelince sosyal sermaye aşınmaya başlıyor. Eylemsizlik, sosyal duyguların sınırsız bir öfke ve tepkiye dönüşmesine yol açıyor. Bazen geç kalıyoruz: Sosyal dayanışma örnekleri göstermek için bazen durumun iyice kötüleşmesine kadar beklediğimiz oluyor. İş işten geçtiğinde ortaya çıkan sosyal sermaye de çoğunlukla bir işe yaramıyor. ÜÇLÜ TOPLUMSAL DOKU EKONOMİYİ GELİŞTİRİYOR Günümüzde, diğer insanlarla birlikte bir şeyler yapmak, sosyal ilişkiler kurmak, konuşmak, dertleşmek toplumları ayakta tutan, ekonomileri geliştiren eylemler olarak kabul ediliyor. "Sosyal sermaye" olarak tanımlanan bu yaygın ilişkiler ağı, fiziki veya parasal sermaye kadar değerli bir üretim faktörü sayılıyor. Türkiye’de sosyal sermaye zenginliği aşağıdaki örneklerde de görüldüğü gibi, ekonomik kalkınmaya da katkıda bulunuyor: Başarı unsuru: Sosyal sermaye iş dünyasında da giderek önem kazanıyor. İtalyan giyim şirketlerinin başarısında veya Silikon Vadisi’ndeki dinamik firmaların başarısında duygusal ve sosyal sermayenin büyük payı var. Odak noktasında üretici ve tüketici olarak insanın bulunduğu yeni ekonomi geliştikçe, sosyal sermaye daha da önem kazanıyor. Anadolu kaplanları: Kayseri, Denizli, Manisa ve Gaziantep illerinde ekonomik gelişmenin hızlanmasında sosyal sermayenin önemli bir payı var. Yakın çevreden gelen küçük bir dayanışma ve destek bile özellikle girişimcilerin sıkıntıya düştüğü dönemlerde bir cankurtaran görevi görebiliyor. Bu dayanışma geleneği, şirketlerin kalıcılığını ve gelişmesini sağlıyor. Büyük sanayi merkezlerinde çoğunlukla yalnız kalan iş insanları, krizlere ve dönemsel darboğazlara karşı daha kırılgan oluyor. Girişimci öbekleri: Sosyal sermayenin güçlü olması, Malatya’nın Yeşilyurt, Denizli’nin Buldan ve Babadağ ilçelerinde ve diğer girişimcilik öbeklerinde ekonomik faaliyetin canlı ve üretken olmasını sağlıyor. Organize sanayi bölgelerinde ve teknoparklarda rekabet ve dayanışma birlikte sürdürülebiliyor. Aile dayanışması: Aile şirketleri, akrabalık bağlarının verdiği güven, dayanışma ve yardımlaşma duygusunu iyi kullandıkları ölçüde başarılı oluyor. Güven duygusunun zedelenmesi ve iç çekişmeler ise sosyal sermayeyi yiyip bitiriyor. Markaya katılan duygu: Markalaşma sürecinde de sosyal sermayenin payı çok büyük. Tüm çalışanların heyecanla işe sarılmaları, birlikte üretme ve yaratmanın heyecanını paylaşmaları ürünlere ruh veriyor. Markaların tanınması ve tutunması ancak, sokağı tanıyan, insan davranışlarını sevgiyle gözlemleyen, kısacası sosyal sermayesi güçlü ekiplerle mümkün olabiliyor |
| < Önceki |
|---|