|
Cep telefonları, Blackberry'ler, kablosuz İnternet derken her an erişilebilir ve mesai yapabilir hale gelen bireyler, yeni bir sorunla karşı karşıya: Haftasonu sendromu... Depresyona yol açan ve hatta evlilikleri bile tehdit eden sorun,...
Kapsama alanı dışına çıkmak için
ABD'de mesai haricinde işe ayrılan zaman, iş mahkemelerine taşınmaya başlandı. "Patron aradığında daima hazır ve nazır olma" anlayışı üzerine kurulu Türk çalışma kültürü ise çalışanları isyan ettiriyor. Ortak görüş, işverenlerin özel yaşama daha fazla saygı göstermesi gerektiği.
Makaleye göre şu günlerde Amerikan iş dünyası, direksiyon başındayken yöneticinizden gelen ve "Acil" olarak kodlanmış bir mesaja yanıt vermek adına geçirebileceğiniz bir trafik kazası için asıl suçlunun kim olması gerektiğini tartışıyor. Böyle bir kazaya maruz kalsaydınız yöneticinizi ya da şirketinizi sorumlu tutmanız mümkün olur muydu? Henüz böyle bir olaydan dolayı dava açmak ve şirketinizden yüklü miktarda bir tazminat almak ne Amerika ne de Türkiye için olası değil. Ancak dijital çağın çalışma hukuku kavramlarına birtakım yenilikler kazandıracağı kesin. İş ve özel yaşamın nasıl belirgin bir çizgiyle birbirinden ayrılacağı sorusu ise henüz hiç kimse tarafından net bir şekilde yanıtlanamıyor. Buna rağmen ABD'de son dönemde birbiri ardına açılan davalar, işverenlerin başını daha uzun süre ağrıtacak. Kaliforniyalı bir avukat Rex Parris'in yaşadıkları, bu konuya verilebilecek örneklerden yalnızca biri. Amerikan şirketlerine açtığı davalardan neredeyse yıllık kazancına denk olan 60 bin dolarlık bir ek gelir elde eden Parris, kazandığı davaların ortak noktasını tek bir cümleyle anlatıyor: Teknolojinin çalışanlar üzerinde yarattığı fiziksel tahribat... "Dizüstü bilgisayarlar içinde bulunduğumuz çağın 'çalışma şartları kötü iş yerleri' olarak tanımlanabilir" diyen Parris, ofis dışındaki zamanını da bilgisayar başında çalışarak geçiren kişilerin yaşadığı fiziksel rahatsızlıklar nedeniyle, şirketlere açtığı davaları kazanan yüzlerce çalışan olduğunu söylüyor.
Suçlu teknoloji
ABD'deki gelişmiş iş hukuku sisteminin bu hassas karnı, Türkiye gibi gelişmekte bir ülkenin çalışma hayatı çerçevesinde fazla bir şey ifade etmiyor gibi görünse de, aynı şikayetlerin burada yaşanmadığını iddia etmek mümkün değil. Özellikle iş dışındaki saatlerde cep telefonu, BlackBerry ya da dizüstü bilgisayarlarıyla işe devam etmek zorunda kalan kişiler, kendilerine ayıracak zaman bulamamaktan yana çok dertli. Günümüzde bilgi teknolojileriyle neredeyse kapana sıkıştırılmış bir iş yaşamının ortasında kalan çalışanlar, iş yaşam dengesi kurmakta zorlanıyor, boş zamanlarını değerlendirme konusunda daha az cömert davranmak zorunda kalıyor. Çünkü teknolojik aygıtlar, çalışma saatlerinin ne zaman başlayıp ne zaman biteceğini iyice belirsiz hale getirdi. Mesaileri dışındaki zamanını özgürce kullanamayan çalışan insanlar, çoğu zaman iş dışındaki saatlere hatta kimi zaman hafta sonlarına sarkan işlerle birlikte yaşamak zorunda kalıyorlar. Kimi zaman çalan bir cep telefonu, posta kutusuna düşen bir e-posta ya da bir sesli mesaj, ofiste olmayan bir çalışanı tekrar işinin başına dönmeye zorunlu bırakıyor. Bu durum çalışma dünyası için yeni bir kavramın ortaya çıkmasına da neden oldu: Hafta sonu sendromu...
Suçluluk duygusu
Kocaeli Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Aşkın Keser'e ait olan bu tespit, çalışma ile çalışma dışı alan konusundaki sınırın her geçen gün azalmakta olduğuna işaret etti. Çalışanların yoğun iş hayatına kendini bırakarak, boş zamanlarını ve hafta sonlarını ailesine ya da hobilerine ayırmak yerine işiyle ilgili çalışmaya devam ederek geçirdiğine dikkat çeken Keser, bu durumun bireylerde gerilime hatta suçluluk duygusuna yol açtığını belirtti. Hafta sonunda yapmayı planladığı birçok aktivite arasında seçim yapmakta zorlanan, kararsızlık yaşayan çalışanlar stresle karşı karşıya kalıyor. Bu durum da bireyin yalnızca pazartesi günleri yaşadığı sıkıntının artık hafta sonlarına da yansımasına neden oluyor. Artan çalışma saatleri ve alanlar, çalışanlara olduğundan fazla sorumluluklar yüklüyor, bu da hem beyaz hem de mavi yakalıları çalışma zamanı dışında da aktif olmaya zorluyor.
"Hafta sonu aramam"
Teknolojik gelişmeler başta olmak üzere, yüksek kariyer hedefleri, iş dünyasına artan çetin ve ağır rekabet şartları ve kişisel hırslar ise çalışan bireyin bazen kendisinin bile iş dışı saatlerden bile isteye taviz vermesini beraberinde getiriyor. Türk çalışma kültüründe yer alan "Patrona 'hayır' demek olmaz" anlayışı ise çalan her telefona yanıt verme, uzakta da olsa her talimata açık olma zorunluluğunu beraberinde getiriyor. Mesaisi biten ve ofisten ayrılan çalışan, teknolojinin de sağladığı birtakım kolaylıklar sayesinde bir sonraki günün iş akışına dair çalışmalarını evinde sürdürmeye devam ediyor. Ancak işe olan bu bağlılık, çoğu zaman kişisel bir tercih olmaktan çıkabiliyor. Çalışma saatleri dışında da işe dair planlarını sürdürme konusunda daha az istekli olan bu grubu 'işkolik' olarak nitelendirmenin yanlış olacağını söyleyen Keser; "İşkolik olmanın altında kişisel istek ağır basıyor. Ancak burada sizi mesai saatinizin dışında da çalışmaya iten bir etken var. Bu da çoğunlukla yöneticileriniz" diyor. Peki bu tespite yöneticiler ne cevap veriyor? Teknolojik gelişmelerin ve artan rekabetin çoğu zaman hafta sonları da çalışmayı gerektirdiğine değinen birçok yönetici, bu konuda çalışanlarına karşı oldukça hassas olmaya özen gösterdiğini dile getiriyor. Örneğin MSD Orta Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Başkanı Faik Somer, "Cep telefonum 24 saat açıktır ama son beş senedir herhangi bir elemanımı hafta sonu aradığımı bilmem. Ben kişilerin özel hayatına saygı duyuyorum, onların da benim özel hayatıma saygı göstermelerini bekliyorum. Bu dengeyi yaratıktan sonra da zaman yönetimi konusunda çok büyük bir sorun yaşamıyorum" diyor. Hafta sonu ya da iş dışı saatlerde çalışmaya dair sınırların, yönetici ve çalışanlar arasında karşılıklı anlaşmaya bağlı olduğuna dikkat çeken Psikolog Alanur Özalp ise "Çoğu yönetici belirli saatlerin haricinde işle ilgili rahatsız edilmek istemez. Ancak birçoğu da kendi çalışanlarını diledikleri saatte arama hakkına sahip olduğunu düşünür" diyor.
Evlilikler de tehlikede
Özalp'in konuyla ilgili dikkat çektiği bir başka nokta ise bu durumun aile ilişkilerinde yarattığı olumsuz etkiler. Evli çiftlerden onlarca şikayet aldığını belirten Özalp, "Eşim evde de sürekli cep telefonu ve bilgisayarıyla meşgul. Sanki yalnızca benimle değil bilgisayarıyla da evliymiş gibi hissediyorum" şikayetleriyle sıkça karşılaşmaya başladığını söylüyor. Hafta sonları ya da iş dışı zamanlarda çalışmanın yarattığı stresin giderek büyüyeceğine inandığını söyleyen Özalp'in değindiği bir diğer nokta da yöneticilerin bu konudaki tutumu. Çoğu yöneticinin çalışanlarına günün her saati ulaşmak istediğini belirten psikolog, "Daha fazla para veriyorum, o yüzden de istediğim saatte ararım tavrında olan yöneticiler var" diyor.
"Sınırları bilmek"
Ali Demirtel / Olympus Türkiye Ülke Müdürü
Hafta içi seyrek de olsa bazen uzun saatler çalışıyorum ancak hafta sonuna çok önemli olmadıkça iş bırakmamaya çaba gösteriyorum. Eğer hafta içinde işlerimi iyi organize etmişsem teknolojinin gelişimiyle birlikte bir zorunluluk haline gelen her zaman ulaşılabilir olmak, beni olumsuz etkilemiyor. Hatta bazen anında müdahale edilmesi gereken durumlarda oldukça faydalı olduğu da söylenebilir. Hafta içi düzenli, planlı ve bazen de daha uzun çalışarak hafta sonuna iş bırakmamaya çalışıyorum. Genellikle hafta sonu ev veya ofisten çalışmamaya gayret gösteriyorum. İş arkadaşlarımız ile birbirimizi iş dışındaki zamanlarda da aramamız gerekebiliyor, ama bunu rahatsız edici düzeye getirmemeye özen gösteriyoruz.
"Komite kurduk"
Işık Aydın / Microsoft Türkiye Genel Müdür Yardımcısı
Teknolojinin sunduğu her an, her yerden iletişim ve çalışma olanağının elbette etkinlik ve üretkenlik açısından faydaları yadsınamaz. Öte yandan gittikçe daha fazla talep, daha fazla iletişim ve zihninizi boşaltacak zaman bulamama gibi konuların yönetimi ciddi birer beceri halini alıyor. Konuyu kurumsal wellness kapsamında ele alıyoruz. İş yaşam dengesi konusunda sürekli çalışma yapan bir komitemiz var. Microsoft Türkiye bünyesinde çalışan gönüllüler bir model geliştirse de tüm çalışanlardan gelen önerileri değerlendiriyoruz. Teknolojiyi etkin kullanabilmeyi amaçlayan eğitimlerin yanı sıra, bunun yarattığı stres ve fiziksel rahatsızlıkların ortadan kalkmasını sağlayacak uygulamaları hayata geçirdik.
"Daha fazla delegasyon"
Savaş Ünsal / Superonline Genel Müdürü
Eskiden haftanın ilk iş gününde yaşadığımız problemlerle tekrar yüzleşme stresiyle bugün haftanın her günü karşı karşıyayız. Günün her saatinde cep telefonu, İnternet ve diğer teknoloji araçları üzerinden ulaşılır olmak da çalışanların özel hayatlarında iş stresinden uzaklaşma imkanını ellerinden alıp götürüyor. Yöneticiler her detayı kontrol etmek yerine, liderlik vasfını ön plana çıkarıp çalışanları motive edebilmeli. Güven sağlayarak işleri delege edebilmek ve sonrasında işlerin takibini yapmak, hem yönetici hem çalışan üzerindeki stresi azaltacak bir yöntem olabilir. Telefonum 24 saat açıktır ve cevap veremediğim durumlarda arayana mutlaka hemen geri dönerim. Sonuçta, yeni dünya düzeni ve yaşam tarzlarımız stres ve problem üretmeye devam edecek gibi. Bunu kontrol etmeyi başta kendimiz ve müşterilerimiz için öğrenmemiz gerekiyor.
"Aranmaktan kaçmak mümkün değil"
Ergin Öztürk / IFS Türkiye Satış ve Pazarlama Direktörü
Artık ofisten çıkmak işin bitmesi anlamına gelmeyebiliyor. Bunu modern iş yaşamının bir parçası olarak kabul etmemiz gerekiyor ama aynı zamanda bu olanakların sorumlu bir şekilde kullanılmasının önemi de artıyor. Gerçekten gerekmedikçe, mesaisi biten çalışandan iş talep edilmemesi, çalışanın da gerekmedikçe işini ofis dışına taşımaması gerekiyor. 24 saat sadece işi için yaşayan biri zihinsel ve fiziksel olarak tükenir, orta ve uzun vadede işinde başarısız olur. İş ve özel yaşam dengesini elimden geldiğince korumaya, ailemle yakından ilgilenmeye çaba göstersem de bunu her zaman istediğim ölçüde yapabildiğimi söyleyemem. Bazen akşamlarımı veya hafta sonlarımı işime ayırmam gerekebiliyor. Ama bu tür örneklerin asgari düzeyde kalması için mücadele ediyorum. Yönetici sorumluluğu taşıdığım için benim her an ulaşılabilir olmam doğal. Bundan kaçış da zaten mümkün değil. Ancak gerçekten gerekmediği veya olağanüstü bir durum olmadığı takdirde birlikte çalıştığım arkadaşlarımı aramam.
"Blackberry'lere kurban olmayalım"
Ayşe Eratlı / Fortis Genel Müdür Yardımcısı
Blackberry sayesinde evden ya da gezilerden sürekli işi takip edebilmek mümkün hale geldi. Burada en azından işlerin birikmeden hallolması ve zamanı rahatlatmak adına bir fayda sağlandığı söylenebilir. Ancak bu olanağa sahip olabilmek için işin külfetine de hazırlıklı olmak lazım. Artık çalışma saatlerimiz uzadı gibi görünse de bunu dengelemek bizim elimizde. Hayatımızı BlackBerry'ye kurban etmeden ama diğer yandan işimizi de geciktirmeden yapmak mümkün. Sürekli ulaşılabilir olmak aslında hem sorun hem de değil. Eğer sizi arayan kişi de, siz de belli kurallara ve önceliklere dikkat ederseniz...
Hafta sonu sendromunun belirtileri
* Özellikle yaptığınız şeylerden haz alamadığınızı fark edersiniz.
* Tamamen edilgen bir konuma geçmişsinizdir, yapmak istediklerinizi değil yapmanızı beklenenleri yapmaktasınızdır.
* Yaptığınız şeylerden mutlu olmamanın yanında, yapamadıklarınızdan dolayı da kendinizi suçlu hissedersiniz.
* Keşke kelimesini daha sık kullanırsınız.
* Yapılacaklar listesi sürekli uzar gider.
Öneriler
*İşinizi eve taşımayın,
* Kendinize daha fazla zaman ayırın,
* Hafta sonları için çok fazla beklenti içine girmeyin.
* Planlı değil doğal hareket edin.
* Günlük aktiviteleri, uzun süreli aktivitelere tercih edin.
* Çevrenizdeki kişilere mutlaka zaman ayırın.
* Tatil günlerini çoğunlukla evden uzakta geçirmeye çalışın.
* Çok önemli iş toplantıları dışında hafta sonlarınızı kimseye vermeyin.
* Hafta sonlarının sadece size ait olduğunu unutmayın.
Kaynak:Onur Uysal
Sabah Gazetesi İşte İnsan 09/12/2007
|