Yazarlar
İdil Türkmenoğlu
Düzeltici | Düzeltici |
|
|
| Pazar, 18 Mayıs 2008 | |
|
‘Kendimi ezdirmeyeceğim’ tutumuyla mülakata gelen bir adayla tanıştım. Cevapları önceden hazırdı, üstelik soruları beklemeden kendince konuşmaya başlıyordu. Hemen her konuda sesiyle, cümleleriyle ısırıyordu. Deneyim kazandığı 10 yılda şişirdiği egosu, kendi gerçek varlığının önüne geçiyor, hırslı, dokunulmaz, ukala ve en fenası kendine güvensiz bir imaj çiziyordu. O da muhtemelen eski deneyimleri yüzünden böyle bir rol takınmıştı. Güçlü görünmek için sert, iddialı ve biraz da kötü olmak gerektiğini öğrenmişti belki de yanında çalıştığı yöneticilerden. Sık sık beklediği haklarla ilgili konu açıyor, aday olduğu kurumdakini beğenmezse ona da uygun tartışmasını sürdürüyordu. Arada bir, ileri gittiğini düşünüp pek süslü Türkçesi ve TV ana haber sunucusu sesiyle kendi tansiyonunu düşürecek, alttan alıyormuş gibi yapan birkaç cümle söylemeye gayret ediyordu. Hiç gerçekçi değildi. Benim tansiyonum mu ne oldu? O kadar alıştım ki bu tiplere, tansiyonuma hiçbir şey olmadı. Böyle durumlarda, açıklama ve düzeltme çabasına girmemeyi, onların egolarıyla yarışmamayı de öğrendim çünkü. Ben sakinliğimi korurken, bu tip adaylar karşısındaki beni ya ‘profilleriyle dövdüklerini’ yani ezdiklerini düşünür ya da yetersiz, anlayışsız, zayıf bulur. Onlar kazandıklarını düşünür yani, aslında kaybederken... KAHRAMAN OLMAK İSTERDİM Bazen insanüstü güçlere sahip olmak istiyorum. Tüm insanlığın iyiliği için, bazılarını acı vermeden yok etmek, kendilerine benzerlerle yaşayacakları yerlere ışınlamak istiyorum. Mesela bu aday, “Ben şöyleyim, böyleyim, tabii ki benim kadar farklı birinin farklı tercihleri de olacaktır” diye durmaksızın ve dinlemeksizin konuşurken, “bıııızzzzzzzzt” diye onu ışınlayıverebilseydim. Şişik Egolar ülkesinde, kendi gibilerle yaşasın, kolaysa Sonra aynı gün pencereden sigara paketini rahatlıkla caddeye atan taksi şoförünü uçursaydım, “bıııızzzzzzzzt” tam Sarıyer’in çöplüğünün ortasına inşa edeceğim kulübede yaşasaydı artık. “Koca poşetleri atanlar var, sen onlara bak. Benim sigara paketi ne ki?” demişti bu filozof yeni-İstanbullu. Neredeyse kendisine teşekkür bekliyordu. İşte sana bir teşekkür: “Bıııızzzzzzzzt” Bir kahraman olmak isterdim. Gürültü (Noise) adlı kara komedide olduğu gibi. Filmde, New York’taki gürültü kirliliğine dayanamayan zavallı aile babası avukat, araba alarmlarına savaş açıyordu. Tim Robbins’in canlandırdığı bu avukat, kendine Düzeltici (Rectifier) adını takmıştı. Gece gündüz, yersiz gürültü kaynaklarını gizlice imha edip, Zorro gibi kendi imzasını bırakıyordu. HAKLILAR, İYİLER EZİLİYOR Nedense haklılar, iyiler ve kibarlar eziliyor! Nezaketle yaklaşınca üstüne çıkıyorlar. Bağırmayınca güçsüzsün sanıyorlar. Namuslu biçimde işlerini halledersen, tüm angaryalar da ortalarda olduğun için senin üstüne kalıyor. Genellikle sıradan ama hırslı insanların içinde kötülük tohumları olanlar, aslında kendilerinden daha iyi olan diğerlerini ince ince uğraşarak nasıl da yok ediyor. İyileri bazen koalisyonlar kurarak ya da bireysel olarak duygusal tacizle (mobbing) yıldırıyorlar. Onları oyun sahasının dışına atıyorlar. Gerçekten iyi olanlar sessiz kalıyor. Üreten, çalışan, aydınlatan insanlar, alçakgönüllüler geri planda kalırlarsa öbürleri yayılıyor. “Güneş batarken de küçük insanların gölgeleri uzuyor”, “Yerinde sayanlar, yürüyenlerden daha çok ses çıkarıyor”... Dayanamayıp yine Trevanian’ın Şibumi’sinden bir bölümü yazacağım: Bilge Otake-San, öğrencilerinden Nicholai’a şöyle öğüt veriyor: “Amipler her zaman kaplanlardan daha çok yaşar. Kalabalıklar zorbaların en sonuncusu olacaktır. Onlar, senin gibileri çeşitli yemler kullanarak öfke ve saldırıya iterler... Bunlara kanmamalısın... Senin en büyük kusurun tecrübesizliğin değil, kayıtsızlığın. Yenilgilerini senden daha zeki veya yetenekli olanların elinden tatmayacaksın. Seni yenenler, sabırlı, sinsi, orta düzeyde insanlar olacak.” |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|