Skip to content
Hep aynı hikâye Yazdır E-posta
Pazartesi, 23 Haziran 2008

Bundan dört sene kadar önce, babam Mete Akidil’le yönetim üzerine yazılarımızı bir kitapta birleştirdik. Kendisinin 15 sene önce yazdığı ve 25 yıllık kariyerinde edindiği deneyimlere dayanan iş yaşamı hikâyesi Buzdağı-Holding ile benim 2000’li yıllardaki notlarım, Ofis Hikayeleri’nde buluştu. Sonuç aslında hem üzücü, hem şaşırtıcıydı; iki ayrı kuşağın, farklı eğitim ve iş geçmişlerine sahip iki ayrı kişinin kaleminden çıkan, üstelik iki ayrı türde yazılmış yazıların birbirini çoğu zaman tamamladığını gördük.

Altmışlardan iki binlere teknoloji ilerledi, türlü organizasyon modelleri yaratıldı, araçlar geliştirildi, eğitimler verildi, yönetim kuramları birbirini kovaladı ama insan, unvanı ne olursa olsun, gerçekten olgunlaşmadığı zaman, yani başkalarını sevmeyi öğrenmediği, gerçek hedefleri anlamadığı, kendisiyle barışmadığı, egosunu yönetemediği zaman, bir arpa boyu yol gidemiyor bu doğrultuda.

Dün, babamla yeni bir kitap projesi üzerinde konuşurken eski notlarımıza göz gezdirdim. Onun gözlemlerine göre, çeyrek asır kadar önce, bulutların üzerindeki üst yönetimin felsefesi, aşağıdaki kabuller ve davranışlara dayanıyordu:

  • İşletmeyle ilgili bilgiler bir gücü oluşturur ve güvenilmez insanlardan, özellikle lobi haricinden olup da mecburen işlerin yürütülmesi için çalıştırılmak zorunda kalınanlardan kıskançlıkla saklanmalıdır.
  • Personelle yakın ilişki kurarsan cehaletini anlayabilirler. Bu sebeple mümkün olduğu kadar erişilmez bir deha veya zekâ olduğunu göstermek için tebrik ve teşekkür yerine daima eleştirilmeli, iğneleyecek noktalar bulup yüksek ve kızgın bir sesle, ağzında geveleyerek; manalı, manasız ithamlarda bulunulmalıdır.
  • Astlarınızı amaç tespiti için görevlendirin, teşvik edin ama kesinlikle kendiniz amaç koymayın. Böylece amaçlarına ulaşamazlarsa onları sorumlu tutabilir ve başkalarına yeteneksizliklerini ispat edebilirsiniz, fakat siz hiçbir zaman sorumlu olmazsınız.
  • Sorumlulukları belirsiz tutun. Böylece yanlışlar başkalarına yüklenebilir ve iyi giden işlerin şanı, şerefi sizin olur.
  • Sorumluluk ve yetkilerin akıcı olmasına, devamlı alt ve üst arasında belirsiz halde bulunmasına dikkat edin. Bu yolla olmayan veya yanlış olan işlerin sorumluluğu, muhtemelen ‘ağabeyler’in tespit edeceği kişi üzerinde kalacaktır.
  • Sorunları ihmal edin ve karar vermekten kaçının. Sorun belki karar vermeye, ilgilenmeye gerek kalmadan kendiliğinden çözülebilir. Önemsiz şeylerle meşgul olarak veya çok meşgul görünerek, işleri oluruna bırakmanızı haklı çıkarabilirsiniz.
  • Aksi bir tesadüfle herhangi bir sorun başınıza kalırsa, onu hemen bir astınıza devredin ve bununla ilişkili olabildiğince az sorumluluk alın. Mesela bir komite kurarak problemi daha karışık hale getirip kendinizden iyice uzaklaştırın.
  • İşinizi yapabilecek insanlar yetiştirmeyin, yerinizi alabilirler. Kendi vazgeçilmezliğinizi sık sık vurgulayacak şekilde senaryolar düzenleyin. İşletmenin yerinize koyabileceği adam yoksa, yaşama şansınız daha fazladır.
  • İşletmeden ayrılmaya teşvik ederek iyi insanlardan kurtulun. Terfi yolu yoksa, yetenekli olmanın da anlamı yoktur.
  • İlişkileriniz teke tek olsun. Bu şekilde tutarsızlığınızı ve ikili oynadığınızı kimse söyleyemez ve tanık olmaz. Siz amir olduğunuza göre her zaman haklısınızdır.
  • Krizle yönetim tarzını benimseyin. Telaşlı faaliyetler, yoğun karmaşa varsa, yetersizlikleriniz daha az anlaşılır. Personeli daima meşgul edin.
  • İnsanlar esas olarak tembel, güvenilmez ve işlerine ilgisiz oldukları için, yönetim kişilerin davranışını daha sıkı kontrol etmeli, yeni ve etkili yöntemler geliştirmelidir.

DEMEK İSTERDİM Kİ...

“Bunlar yok artık, baba. Sen biraz geride kalmışsın” demek isterdim. Bu tipte yöneticiler, yerinde sayanlar, yürüyenlerden daha çok ses çıkartıyor. Belki sayıları azalmıştır, ama onların olumsuz etkisi organizasyonların dengesini bozmaya yetiyor.

 
< Önceki   Sonraki >

ÜYELİK SİSTEMİ





Kurumsal ve Kişisel Gelişim Adresiniz WWW.AKTIFGELISIM.COM