Skip to content
Moral İhtiyacı Yazdır E-posta
Perşembe, 17 Nisan 2008

İşe gitmek için hazırlanıp evden dışarı çıkana kadar radyoyu veya televizyonu açıp haberleri dinlemezseniz, gazeteye göz gezdirmezseniz her şey iyi. Sokağa adım atar atmaz sinirler bozulmaya başlar:

Yandaki gecekonduların kaçak kullandıkları elektrik kablosu bir yandan sarkıyordur. Komşunun cep telefonu, elinde sigarası, hatta Doğan görünümlü Şahin’i vardır. Lükslerinden ve temizliğinden vazgeçemez. O evin hanımı caddede, bol sularla halı yıkar mutlaka, ayda bir. Ama temizlik evde biter. Evden çıkar, rahatça yere atıverir kâğıt mendilini.

Başka bir yöne bakarsınız, yine gece yarısı, inşaat molozları dökülmüştür oraya buraya, güzelim ağaçların dibine. Mecburen yüz verdiğiniz kaçak otoparkçılardan arabanızı teslim alır almaz, yeni bir sıkıntı silsilesine girilir. Sakın, ‘trafik’ demeyin. Dünyanın bütün büyük şehirlerinde trafik sorunu var. Artık “Sorun bile değil, bu şehirde yaşam tarzı” diyorlar. Buradaki problem trafik değil, trafiktekilerin davranışları.

Artık -ne yazık ki- sürücülerin çoğunluğu saygısız, yeteneksiz, akılsız ve de pis. Beklemeyi, yol vermeyi bilmiyorlar. Sırayla gitmeyi beceremiyorlar. Ne yaparsa neye neden olacağını düşünemeyecek kadar gelişmemişler. Üstelik gerçekten de pisler. Burunlarını özenle karıştırmıyorlarsa eğer, pencereden dışarı kül tablasını döküyorlar. Aralarda da korna-küfür...

Şu ‘Yeni İstanbullular’ın şehirlerine, yeni hemşerilerine karşı tutumu çok fena. Bunları yaşamak çok üzüyor, yaşayıp da bir şey yapamamak mahvediyor. İsterseniz konuşmayı, eğitmeyi deneyin; yol göstermeyi, yardım etmeyi önerin. Tecrübeyle sabit, canınız yanabilir. O zaman, ‘ruhumuz yaralansın, razıyım’ haline geliniyor işte...

İŞYERİNDE EĞLENCE

Sokaktan şehre, şehirden ülkeye, Türkiye’mizde olan bitene dikkatimizi yöneltince de -özellikle bu aralar- kaygılanmamak mümkün değil. Eh, ekonomide de; inişler, çıkışlar, beklentiler, belirsizlikler...

Kişisel sorunlar, sokağın yarattığı stres, ülke düzeyindeki sıkıntılar bir yana, iş öbür yana... Bütün bu şartlar altında bile, tüm çalışanların işe odaklanmak, performans göstermek, hatta beklenenin üzerinde hizmet vermek gibi sorumlulukları var. Hatta üstüne üstlük işleri artırmaları, müşterilerinde ‘iyi duygular’ yaratmaları isteniyor. O halde çalışanları rahatlatmak, keyiflendirmek gerekiyor. İşyerlerinde doping etkisi yapacak uygulamalar geliştirilmesi lazım. Bu araçlardan biri de elbette eğlence.

İş-özel yaşam dengesi üzerine çok yazılıp çiziliyor, biliyorsunuz. Bunun bir boyutu da ‘işyerinde keyifli ortam yaratmak’.

Araştırmalar, çalışma ortamının daha eğlenceli olmasının, çalışanların işe daha çok sarılmasını, üretimi artırmasını sağlayan, devamsızlığı azaltan önemli bir faktör olduğunu gösteriyor. Kişisel yetkinliklere ve ekip gelişimine de katkıları var.

Herkesin eğlence konusundaki yaratıcılığını ortaya çıkartacak ortamı işyerinde yaratmak, profesyonelliği zedelemeyecek ayarda olmasını sağlamak ve eğlenceyi de iş yaşamının değişmez bir parçası haline getirmek insan kaynaklarının önündeki önemli bir gündem maddesi. Önümüzdeki Salı, 1 Nisan. Bir fırsat. Belki de başlangıç noktası olabilir. Ne planlıyorsunuz?

***

1 Nisan Şaka Günü’nün (April Fool’s Day - Salaklar Günü) kökeni pek açık değil. 1582’de Fransa’da izine rastlanıyor. O yıldan önceki yıllarda yeni yıl 25 Mart’tan itibaren 1 Nisan’a dek 8 gün kutlanırmış. Kral IX. Charles, takvimi değiştirerek yeni yılın başlangıç tarihini 1 Ocak’a almış. O dönemlerde haber iletmek kolay olmadığından birçok kişi yıllarca bu değişiklikten haberdar olamamış. Diğer yandan bu tarih değişikliğine direnç gösterenler de olmuş.

Söylenen o ki, yılbaşını geç kutlayan bu kişilerle halk çeşitli şekillerde alay ediyormuş, onlara şakalar yapıyorlarmış. Zamanla 1 Nisan tarihinde sabitlenen şaka yapma geleneği, İngiltere ve İskoçya’ya, sonra da Amerika’ya sıçramış ve oradan da diğer ülkelere...

 
< Önceki   Sonraki >
 

ÜYELİK SİSTEMİ





Kurumsal ve Kişisel Gelişim Adresiniz WWW.AKTIFGELISIM.COM