İnsan Kaynakları
Fordizmin Yenilenen "Post"u: Post-Fordizm | Fordizmin Yenilenen "Post"u: Post-Fordizm |
|
|
| Salı, 05 Şubat 2008 | |
|
Fordist üretim sisteminin krize girmesinde etkili olan faktörlerin ışığında baktığımızda ortaya çıkan post-fordist gelişmeler, bir yandan küçük ve istikrarsız pazarlara ve değişen tüketici tercihlerine uyum sağlayabilecek diğer yandan girişimin verimliliğini düşüren aşırı stok, aşırı makinalaşma, aşırı hatalı ürün gibi kısıtları aşabilecek "verimlilik ve karlılık arttırma arayışı"nın bir ifadesidir. Yeni arayış ücretli emek ilişkisini değiştirmeksizin, yeni pazar ve tüketici talebi koşullarına uyum ve yeşeren verimlilik-karlılık artışı çabasıdır. Bütün bunlar fordist ilkelerde köklü bir değişimi gerekli kılmaktadır. Bu, gerek üretim sürecinde ve kullanılan teknolojilerde gerekse işgücünün niteliğinde ve işin yoğunlaşmasında köklü bir değişim anlamına gelmektedir. Modern işletmecilik yaklaşımları ışığında yalın üretim; tüm tarafları -yani işletme yönetimini, işçileri ve müşterileri- ortak çıkarlar etrafında uyumlu bir şekilde birleştirmektedir. Mevcut uluslararası rekabet koşullarında yalın üretim uygulamalarının tüm firmalar için zorunluluğu vurgulanırken, bu tür baskıların aynı zamanda Adam Smith'in ifade ettiği "görünmez el" gibi hem işveren hem de işçi çıkarlarının karşılanmasını gerektirmektedir. Çünkü sermaye sahipleri ya da yöneticilerin rasyonel özçıkarları, çalışanların da lehine olmak üzere iş ilişkilerini iyileştirmeye, ilerletmeye yöneliktir. Bir maldan başka bir malın üretimine geçişte çok az ayarlama süresi ve bekleme zamanı gerektirmeyen, üretim süresini hızla arttırabilen, programlanabilir mikro-elektronik teknolojiler önemli bir esneklik sağlamakta ve post-fordist yeniden yapılanma sürecinin en temel özelliklerinden bir konumuna gelmektedir. Mikro-elektronik aksamlı teknolojiler aynı zamanda işin bütünleştirilen üretim hattının zamansal dengelenmesinde, sermayeden tasarruf edilerek aşırı makinalaşma ve boş durma sürelerinin azaltılmasında önemli bir rol oynayarak fordizmde verimsizliğin nedeni olan birçok kısıtın aşılmasına da yardımcı olmaktadır. Üretim tarihinde ilk kez post-fordist yapılanma sürecinde ürün tasarımı, stok kontrolü, pazarlama, finans, yan sanayi ilişkileri gibi yönetim ve kontrol fonksiyonları "otomasyon uygulamaları"nın kapsamına girmiştir. Karar ile üretim arasında enformasyon teknolojileri yoluyla bağlantı kurulmasına olanak sağlamakta ve zaman, kırtasiye (aynı zamanda bürokrasi) ve işgücünden tasarruf ederek verimliliği arttırmayı amaçlamaktadır. Üretim organizasyonundaki bu radikal değişim ve yönetimde enformasyon teknolojilerinin kullanımı yönetici, mühendis ve işgücü arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasını gerektirmektedir. Tekil, yukarıdan aşağıya emir-komuta, dikey haberleşme ve bilgi akışı, denetimin formel kurallar aracılığıyla bürokratik ve merkezi olarak yapıldığı bir organizasyon yapısının yerini, çok yönlü haberleşme ağı, dikey ve yatay bilgi akışı, bölgesel otonomi, oto-kontrol ve her düzeyde işgücünün dahil edildiği "katılımcı karar alma yöntemleri" almaktadır. Post-fordist üretim sisteminde, fordist modelde ortaya çıkan birçok verimsizliğin ve hantallığın ortadan kaldırılması amacıyla "teknolojiden çok insan faktörünü kullanarak verimliliği arttırma"yı amaçlayan yeni yönetim teknikleri kullanılmaktadır. Hatalı, kalitesiz ürünü üretim yapıldıktan sonra ayıklamaya ve ayrı bir tamir-onarım bölümünde düzeltmeye yönelik sistemin yerini " Toplam Kalite Kontrol ( TQC) ", " Kalite Kontrol Çemberleri (QC) " gibi hatalı ürünü ortaya çıkmadan önlemeye yönelik ve işçinin - özellikle ekip halinde çalışan işçilerin - hem hatasız hem de daha iyi üretim yöntemleri geliştirme konusunda sorumluluk yüklendikleri teknikler almaktadır. Ayrıca "Toplam Bakım (OB)" tekniğiyle işçinin bilgilendirilerek üretimin yanısıra tamir/bakım fonksiyonlarını yapar hale getirilmesi, makinalarda arıza ortaya çıkmadan önleme ve böylece verimlikte artış sağlama yeniden yapılanma sürecinin bir yönelimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kalite kontrol çemberleri yoluyla üretim sürecindeki aksaklıkların giderilmesi, sürekli gelişim (Kaizen) ve toplam kalite yaklaşımı kafa ve kol emeği ayrımının ortadan kalktığı, ücretli emeğin zihinsel potansiyelinin/zekasının harekete geçirildiği, işçilerin sürekli olarak yaratıcılıklarının arttırıldığı bir emek sürecine yol açar. Diğer yandan, basit makine tamir ve bakımı, temizlik ve düzenli malzeme siparişi gibi nihai ürünün değerini arttırmayan, dolayısıyla girişimcinin azaltmaya çalıştığı yan işler, üretim işçisine yüklenerek bu işleri yapan farklı bölümlere gereksinim ortadan kalkabilmekte ve üretim süreci yalınlaştırılabilmektedir. Üretim işçisi açısından ortay çıkan "işin zenginleşmesi", yalın üretim modelindeki "fordist detay işçisi"nin sonu anlamına gelmekte olup çalışanların çıkarları doğrultusunda bir gelişme olarak yorumlanmaktadır. Müşteri siparişinden başlayarak malzeme sağlanmasına kadar ger basamağın hızla ve zamanında yapılmasını hedefleyen "Just In Time (JIT)" sistemi stok maliyetini mümkün olan en düşük düzeye çekmektedir;böylece belli bir ürün ailesi içerisinde bir üründen ya da modelden diğerine hızla geçmek de mümkün olmaktadır. Ancak ana girdilerin ve yarı mamüllerin ana stoklarının olmaması ve üretimde tampon stokların kaldırılması tüm sistemi son derece kırılgan hale getirmektedir. Sistemin herhangi bir aşamasındaki durma, bütün sistemin hemen aksaması anlamına gelir. Yalın üretimin bu kırılganlığı sistemin içindeki tüm işçileri, üretimi durdurma gibi (Oto-aktivasyon; Toyotizm üretim modeli içindeki ismiyle Jidoka) bir istek ya da eğilim taşımama zorunluluğu getirmektedir. Girişimci yalın üretimde vasıflı işgücüne bağımlı hale gelmiştir. Yalın üretimde kalite çemberleri yoluyla işçinin çeşitli becerilerinden yararlanılacak, zihinsel gücü harekete geçirilecek, merakı ayakta tutulacaksa buna ulaşmanın en iyi yolu onun çeşitli işlerin rotasyonla yapıldığı bir ekibe katılmasını sağlamaktır. Ekipler toplu zihinsel potansiyeli ve zekayı harekete geçirerek teknik gelişmeleri hızlandırabilirler. (Brainstorming = beyin fırtınası popüler örneğinde olduğu gibi.) İşletmede ekiplerin verimli olması için, bir zamanlar yönetim kademesinin tekelinde bulunan işletmeyle ilgili her çeşit bilgiye ulaşılabilir olması gerekir. İşçilerin bu bilgiye sahip olmasıyla birlikte ekipler artık bazı yönetim işlevlerini de üstelenir ve kendi kendilerini yönetir duruma gelirler; bu, yöneticilerle ilgili dolaylı maliyetlerin azalması sonucunu doğuracaktır. Amaç işyerinde hiyerarşi ötesi (post-hiyerarşik) öğrenme ortamında eşit ilişkiler yaratmaktır. Yalın üretimin başarısı için beceri sahibi, dikkatli ve itinalı işçiler bir zorunluluksa; girişimcinin işçiye fordist sistemde olduğu gibi "değiştirilebilir parçalar" şeklinde davranarak amacına ulaşamayacağı açıktır. Bu nedenle girişimci işçinin işyerine bağımlılığını sağlamak için onu işe ortak etmeye, iş güvencesi vermeye ve kar paylaşımına katmaya mecburdur. Ohno'nun da belirttiği gibi bu iki tarafın da çıkarınadır. Bu, fordizmde olanın çok ötesinde bir iş güvencesi demektir. Ortaya çıkan sonuç; "karşılıklı düşmanlık yerine karşılıklı yükümlülükler ortamı"dır. Post-fordizmin beraberinde getirdiği insan odaklı çalışma ilişkileri sistemi bir taraftan işçi ve işveren arasında karşılıklı düşmanlık yerine karşılıklı yükümlülükler ortamı yaratırken diğer taraftan da teorik boşlukları, uygulamalardaki tutarsız yansımaları nedeniyle eleştirilerin odak noktası konumuna gelmiştir. Her düşünsel paradigmanın zaman içinde yaşadığı evrimleşme sancıları ve bu sancıların doğurduğu çarpık özümsemeler post-fordizmin de handikapları arasındadır. Yalın üretimin tüm öğelerinin uyum içinde çalışması ve başarıya ulaşması için işçilerde yüksek kalifikasyon ve eğitim gerekiyorsa; ayrıca işçinin sürekli dikkati, merakı, firmaya bağlılığı ve işbirliği şart ise, bunun en iyi şekilde "ömür boyu istihdam" ile karşılanacağı açık bir gerçektir. Ancak ömür boyu istihdam konusunda en popüler örnekler arasında yer alan Japonya'daki işgücü piyasasına bakıldığında ömür boyu iş güvencesinin sadece "çekirdek işçi" olarak nitelendirilen ve toplam işgücünün ancak %20'sini oluşturan bir zümreye verildiği görülür. Ana firmaların çok yakın ilişki içinde çalıştığı sürekli vurgulanan yan sanayideki küçük taşeron şirketlerde çalışan "çevre işçileri" için ömür boyu iş garantisi söz konusu olmadığından, işçilerin büyük bir çoğunluğu için böyle bir garanti yok demektir. Ayrıca merkez işletmelerdeki çekirdek işçiler için bile, talep artışının verimlilik artışını geçtiği zaman işten çıkarılmayacaklarına dair hiçbir güvenceleri olmadığı iddia edilmektedir.T. Smith'e göre yalın üretimde de yönetimin işten atma hakkı korunmakta, istihdam edecekleri işçi sayısındaki esnekliğin sınırlanacağı gerekçesiyle sözleşmelerde iş güvencesi vermekten kaçınılmaktadır. Yani iş güvencesi yapısal bir özellik değil, tamamen bir "yönetim politikası"dır. Bir görüşe göre aslında Japonya örneğinde yalın üretimin başarıyla uygulanabilmesi için iş güvencesi verme değil, işçinin firmadan ayrılmasını imkansız hale getirmekle sağlanması durumu vardır. İşçi ayrılma durumunda ücret ve emeklilik sisteminden ve emek piyasasındaki ikili yapıdan kaynaklanan ağır bedelleri ödemek zorundadır. Merkez firmalarda çekirdek işçiler için geçerli ücret sistemi hem kıdem hesabına hem de işçi değerlendirme sistemine dayanmaktadır. Bu işçiler çalıştıkları firmanın adamı sayıldıklarından, iş yerini terk eden çalışana "hain" gözüyle bakılmakta ve başka merkez firmalarda da iş bulamamaktadır. İş bulsa dahi önceki ücretinin çok altında olacaktır. İşçinin performansının değerlendirilmesindeki öznel kriterler ücret artışlarını veya yükselmeyi belirlediğinden, yönetim işten ayrılmasını istediği işçiye düşük prim verek onu bezdirme, yola getirme veye ayrılmaya zorlama şansına sahiptir. İşçiler geliştirdikleri yeteneklerini emek piyasasında sunma olanağından yoksundur. Vasıflılık bu anlamda işçi için bir değişim değeri olma niteliğini de yitirmiştir. Pek çok iktisatçı yalın üretimde artık değer üretimini arttırmanın her iki yolunun da uygulamaya sokulduğunu ifade etmektedir. Aynı görüşlere göre Japonya'da, görevler tam olarak tanımlanmamış ve fonksiyonel olarak çeşitlendirilip esnekleştirildiği için çalışma saatleri uzatılıp belirsizleştirilmiştir. İş günü bitiminde işçiler belirlenmiş tek şey olan üretim kotasını doldurmadıysa ücretsiz mesai yapmak, iş istasyonunun etrafını temizlemek, mesai dışı kalite çemberleri toplantılarına katılmak zorundadır. Japonya'da fazla mesai süresi 14.2 saat/ay'ı bulurken bu Almanya'da sadece 4.2 saattir. Toplantılar ve rapor edilmemiş fazla mesailerle bu rakamın çok daha büyük boyutlara ulaştığı saptanmıştır.Bu süre Almanya'dakinden %50 daha fazladır. Toyota'da sözkonusu olan bir örneğe göre bir işçi 8 dakika 26 saniyelik bir üretim çevriminde 35 farklı iş yapmakta ve bu süreç içinde 6 mil yol katetmektedir. Geleneksel fordist fabrikalarda emek sürecinde işçiler dakikada 45 saniye üretken faaliyette bulunurken bu süre yalın üretimde 57 saniyedir.Tüm bunların sonucu olarak çok çalışmaktan ölüm vakaları tam otomasyon sisteminin yaygın olarak kullanıldığı Japonya'da hemen hemen tüm sanayi dallarında giderek artmaktadır. 1992 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Raporu'na göre bu sayı onbinlerle ifade edilmektedir. Sonuçta hem iş süresinin uzatılması hem de iş yoğunluğunun arttırılması işçiye daha yüksek ücretler biçiminde dönmediği için artık değer üretiminde Japonlar büyük bir başarı elde etmiş bulunmaktadır. Gelinen bu noktada bir konunun açıklığa kavuşturulmasında fayda vardır: yalın üretimin olumlu ve olumsuz yanlarıyla bir bütün olarak ele alınması ve sağlıklı bilimsel çıkarımlara ulaşabilmek açısından tarafsız, sentezci yaklaşımlar ışığında irdeleme süreci oluşturulması daha verimli olacaktır. Farklı sosyo-ekonomik varyasyonlara sahip ülkelerdeki farklı yalın üretim uygulamaları herşeyden önce o ülkenin iş etiği normlarıyla irdelenmelidir. Bu doğrultuda Japonya örneği çok anlamlıdır;çalışmayı hayat felsefesi edinmiş ve kollektif bir içdürtü ile toplum refahının optimum koşullarda sağlanması için çaba sarfeden bir oluşumda elbette post-fordist uygulamaların dışavurumu farklılık arz edecektir. İnsanın odak olması yaklaşımının çalışma ahlakı ve evrensel refahın sağlanmasına yönelik çabalar olmaksızın salt kar etme bazlı bir söylemi temsil etmesi ise hiçbir sosyal taraf tarafından destek göremeyecektir. Post-fordist uygulamaların gerek işveren gerekse işçilerin karşılıklı çıkar arttırma girişimlerinde ilham alabilecekleri bir taslak, ortak hedeflere varılabilecek bir "pre-ideal model" olarak değerlendirilip ön yargılardan uzak biçimde sorgulanmasında en azından sistemin daha etkin ve kontrollü işleyişi açısından fayda olacaktır.
Yalın üretimdeki işletmeci yaklaşımıyla ileri sürülen avantajlara ve işçi-işveren arasında ortaya çıkan uyum ile ilgili saptamalara eleştiri getiren yorumlara göre; kapitalist üretimde eşitsiz mülkiyet ilişkisine dayalı, artık değeri maksimize etmeye yönelik, yapısal bir emek-sermaye çelişkisi vardır. Buna göre kapitalist emek sürecinde emek üretkenliğini sürekli olarak arttırmayı hedefleyen bu yapısal zorlama ortadan kalkmışsa, yabancılaşmadan artık söz edilemiyorsa emek-sermaye arasındaki yapısal çelişki de ortadan kalkmış demektir. Bu aşamada post-fordizmin halen içerisinde birçok yapısal çelişki barındırdığı gerçeği de gözardı edilemez bir noktadır. Yalın üretimde ekip çalışması hem üretim sürecinde yürütülen faaliyetlerin tek başına değil ekip halinde yürütülmesi anlamına, hem de grup odaklı, gönüllü olarak sürdürülen kalite çemberleri tarzı uygulamalar anlamına gelmektedir. Bu çalışma modelinde grubun kendisine özgü görev dağılımı yapıyor olması, emek sürecinde zaman bağımsızlığı olması - yani hareket serbestisi ve otonomisi olması, emek sürecinde kısmi bir kontrol anlamına gelebileceği düşünülse de, yönetimce belirlenmiş günlük üretim kotaları, çalışan açısından kazanım gibi görünen bu avantajları anlamsızlaştırabilmektedir. Post-fordizm karşıtı görüşlere göre: Yalın üretimdeki ekip çalışması ve rotasyon, işçiden beklenen işlerin tanımlarını ve iş sınıflandırmasını tamamen önemsizleştirmekte; bu da yönetimi işçilere iş vermekte ya da görevlendirmekte özgür bırakmaktadır. Davranışları beğenilmeyen, özverisiz işçiler en kötü işlerde görevlendirilmekte ve istifaya zorlanabilmektedir. Diğer taraftan kalite çemberleri ekipleri içinde işçiler, yönetimin benimseyebileceği, üretim sürecini iyileştirici/geliştirici önlemlerde bulunmaya teşvik edilirken, kendilerini de geliştirmeleri ve yeni işler öğrenmeleri için cesaretlendirilirler. Bu da ücret farklılıklarını doğurur. Ayrıca ücretlendirme sisteminin kıdem esası ile birlikte personel değerlendirmesine dayandırılması ekip içi ve ekipler arası işçi rekabetini arttırırken, bir görüşe göre, işçiler arasındaki dayanışmanın da parçalanmasına yol açar; ücret pazarlığı yapmak zorlaşır. Takım ruhuna sahip olmanın şartı, çalışanlara belirli bir güvence tanıyan bir iş ortamının yaratılmasından geçer. Motivasyon uygulamalarına öncelik verilmesi, çalışanların katılımı, iş yerine ve geleceklerine bağlılıklarını sağlayacak bir yöntem olarak ele alınmalıdır. Eğitim politikası dahilinde motive edilmiş işçilerin bir aile ortamı içinde ve birlikte hareket etmesi takım ruhunun yaratılmasında önemli bir faktördür. Ekip çalışmasının işçileri fordist sisteme oranla çok daha yoğun bir iş baskısı altında tuttuğu iddia edilmektedir. Verilen bir örneğe göre; günlük üretim kotası belli olan üretim hatlarında az işçi çalıştıran Japonya'da, işçinin hastalığı nedeniyle işe gelmemesi genellikle aynı üretim hattındaki mesai arkadaşlarının daha fazla çalışması sonucunu doğurmaktadır. Oluşan suçluluk hissi işçisel dayanışmayı zedeler. Bazı durumlarda ekip arkadaşlarının birbirlerine verdikleri cezalar yönetimden bile daha ağır olabilmektedir. Örneğin Meksika'da yalın üretin uygulanan bir otomobil fabrikasında bir gün işe gelmemiş olan bir işçi başına "Bay/Bayan Kaçak (apsentee)" yazan bir bant takmak zorunda bırakılmaktadır. Ayrıca son derece hassas zamanlanmış JIT'te, bir ekibin işleri aksatmasıyla sıradaki bütün ekiplerin işleri etkilenmekte bu yüzden herkes birbirinin işine karışır duruma gelmektedir. Yalın üretim karşıtı görüşlere göre sonuçta post-fordizmde emek-sermaye çelişkisi ortadan kalkmamakta, buna ilave olarak işçilerin kendi aralarında çıkacak sürtüşmelere ve işçi sınıfının kollektif özgürlüğünün önüne set çekebilecek çelişkilere de yol açacak biçimde yaşanır hale gelmektedir. Yalın üretim gerçekten de işçilerin becerilerine dayanan, fedakarlık, çalışkanlık ve bağımlılığını isteyen bir sistemdir. Yönetim işgücünün uyumunu ve işbirliğini kaybederse, işçiler iyileştirme önerileri geliştirmekten vazgeçer ya da düşük stokla çalışan JIT'te hassas dengeleri bozacak biçimde davranırlar. Sermaye bu nedenle - doğal olarak - yalın üretim organizasyonunun çalışmasına ya da başarısına olumsuz yönde etkili olabilecek sendikal hareketi minimuma indirgemeye ve esnek bir işgücü yaratmaya çalışacaktır. Yalın üretimin fordizmden farklı olarak işçiyi insan yerine koyuyor olmasının büyük etkileyiciliğine rağmen çalışanların belirli bir noktadan sonra memnuniyetlerinin değişebileceğine dair örnekler yok değildir. Kanada'nın Ontoro Eyaleti'ndeki General Motors/Suzuki ortak girişiminde yürütülen iki turlu, iki yıl süren araştırma bulgularına göre; işçiler birinci turda öneri geliştirme faaliyetlerine %71 oranında katıldıklarını ve çoğunluğunun kalite çemberleri uygulamalarını desteklediklerini ifade etmişlerdir. İkinci turda ise, ekip çalışmasının işçilerin birbirlerinin üzerinde baskı kurmalarının bir aracı olarak gören işçi sayısı, 8 aylık bir sürede %19'dan %41'e yükseldiği gözlenmiştir. Yalın üretimdeki "açık ofis kapısı", "patronla sabah kahvaltısı" gibi uygulamalar işçilerin motivasyonunu arttırmak ve huzursuzluklara sendikalardan önce el atıp çözüm getirmek açısından önemli olsa da post-fordizmin beraberinde getirdiği ham ve çarpık yönler Brana Crnevic'in "Ne ilerleme, ne ilerleme! Köleydi babası, oğlu robot oldu." sözünü doğrulayacak niteliktedir. Bu yönüyle fordizmin yeni "post"unun -en azından bugün için- pek çok çalışanı sıcak tutamadığı ortadır. Yalın üretimin çalışanların üretkenliğini arttırarak verimliliği perçinlediği açıktır. Ancak işletme içerisinde elde edilen tasarruflar toplumsal gelişmeye hizmet edecekse ve işletme içinde düşürülen maliyetler çeşitli "toplumsal maliyetlere" yol açmayacaksa bir anlam ifade eder. Post-fordizm beraberinde getirdiği pek çok yenilikçi/modern yaklaşım açılarıyla adeta bir "endüstriyel rönesans" başlatmış ve fordizmin insanı bir makine olarak gören dar bakış açısından sıyrılma eğilimi göstermiştir. Şu da bir gerçektir ki; yalın üretimin sunduğu vizyonun artıları olduğu kadar bazı ham, geliştirilmeye muhtaç yanları da yok değildir ve haklı olarak eleştirilmektedir. Nihai amaç her zaman için insan mutluluğu olduğuna göre ancak farklı fikir ve bakış açılarının etkileşimi sonucunda ideal olana yaklaşmak mümkün olabilecektir. Ne kadar göreceli olsa da !!! Başar Baypınar
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|