| Kaybolan meslekler ve dijitalleşen yürekler |
|
|
| Pazar, 01 Haziran 2008 | |
|
Sawant'ın öyküsü Kaç mektup yazdınız hayatınızda? 100 mektup? 200 mektup? Bu Hintli, 10 binin üstünde mektup yazdığını söylüyor. Adamın dinini bilsek "Atma, din kardeşiyiz" diyebilirdik. Ama adamın mesleğini öğrenince bunu söylemeye gerek kalmıyor. G. P. Sawant, Hindistan'ın Mumbai şehrinde yaşayan, 61 yaşında bir profesyonel "mektupçu"; okuma yazma bilmeyenler için mektup yazıyor. International Herald Tribune Gazetesi'nde 21 Aralık 2007'de çıkan bu öykü (In India, a letter writer signs off on the new economy), teknolojinin etkilerini ve küreselleşmenin değişik boyutlarını anlattığı için ilgimi çekti. Okuyucularla paylaşmak istedim. Köyünden şehre çalışmaya gelmiş, okuma yazma bilmeyen kişiler Sawant'a yıllardır mektup yazdırıyormuş. Kazandığı parasının bir kısmını köydeki ailesine yollarken "Beni merak etmeyin, ben iyiyim; siz nasılsınız?" türünden mektuplar yazdırıyorlarmış en çok. Tabii her iyiyim diyen de çok iyi de olmuyormuş her zaman. Sawant'ın acıklı hikayeleri de var. Örneğin, köyden gelip büyük şehrin bataklığına saplanan kızlar da "İyiyim, bir dükkanda çalışıyorum"; ya da, "İyiyim, film setlerinde çalışıyorum, artist olma yolundayım" diye yazdırıyorlarmış mektuplarına. Kızlarının bu hikayelerine inanmayan babalar atlayıp geliyormuş köyden. Verilen adres Sawant'ın adresi. "Büyük Postane karşısı, Mumbai" türü bir adres. Ama mektupçu, aynı zamanda bir sır küpü; "Bu kızların sırrını açığa vurmam" diyor. Mektup yazma işine 1982 yılında girmiş Sawant. Devletin açtığı bir ihaleyi kazanarak postanede herkesin can attığı bankoya yerleşmiş. Ancak 1995 yılında "burası tarihi eser" deyip postaneden çıkarmışlar. O da dört yardımcısı ile birlikte postane karşısında tezgah açmış. O zamandan beri burada yaşıyor. Hindistan ekonomisi, 1990 yıllarına kadar duraksamada bir ekonomi. İletişim altyapısı çok kötü. Bir şehirden bir şehre telefon etmek için günlerce önceden sıraya girildiği bir devir. Ancak cep telefonlarının gelmesi ile durum değişmiş. 1,1 milyarlık bir pazarda telefon şirketleri konuşma ücretlerini öylesine düşürmüş ki, mektup yazmak tarihe karışmaya başlamış. "Cep telefonları ile Hindistan kazandı. Bazıları buna üzülebilir, ama ben mutluyum" diyor Sawant. Sawant, mutlu. Mutlu olmaya hakkı da var. Teknoloji, küreselleşme Sawant ailesini iki yönlü etkilemiş. Cep telefonları ile mektupçuluk ölmüş. Sadece millete havale kağıdı dolduruyorlar ya da paket yaparak hizmet veriyorlar. Ama mektupçuluktan kazandıkları ile dört çocuğunu özel okullarda okutmuş. Aile sınıf atlamış. Oğlu bir bankada, bir kızı inşaat mühendisi ve Danimarka'da, bir kızı meşhur Hint firması Infosys'de çalışıyormuş. Küçük kızı ise bilgisayar mühendisi olmak üzere okuyormuş. Sawant, tam bir profesyonel. Kendine özgü ilginç ilkeleri olan bir profesyonel. Örneğin, aşk mektupları yazmıyormuş. Nedenlerini de bir filozof gibi şöyle açıklıyor "Aşk, hercai ve değişkendir. Aşıklar yalan söylerler ve aldatırlar. Önce yüreklerini verirler, sonra geri isterler. Başka birisinin hilekârlıklarına alet olmak istemem." Bir yorum Teknoloji ve küreselleşme bazı meslekleri öldürüyor. Yukarıdaki öyküdeki mektupçu bunun bir örneği. Ama teknoloji yeni meslekler de türetiyor veya bazı meslekler de biçim değiştiriyor. Örneğin, ATM'ler bankalardaki memurları ortadan kaldırıyor. Cep telefonları, yalnız mektupçuları değil, telefon operatörlerini de devre dışı bırakıyor. Hindistan'da Batılı süpermarket zincirleri ürünleri doğrudan çiftçilerden almaya başlayınca, aracılar yok olmaya başlamış. Küreselleşme, dünyada daha kalın çizgili çelişkiler ortaya çıkarıyor. Örneğin, ineğin kutsal olduğu Hindistan'da McDonald's sayısı her geçen gün artıyormuş. Bir tarafta Porsche satıcıları, öbür tarafta halkın büyük bölümü, yaya. Daha düne kadar telefon ve PC bulmakta zorlandığınız ülke, şimdi en çok yazılım mühendisi yetiştiren ülke. Teknoloji her şeyi, duygu dünyasını da değiştiriyor, yeni boyutlar katıyor. Bütün bu değişen dünyada, Sawant'ın yazmayı reddettiği aşk mektupları da, aşklar da değişime uğruyor. Renkli, kokulu kağıtlara el-yazısı ile yazılan aşk mektuplarının yerini elektronik postalar, cep telefonlarına yollanan SMS mesajları aldı. O mektuplar için emek epey fazla idi. Kağıdı, zarfı bulmak, yazmak ve postaya atmak veya mektubu sevgiliye ulaştıracak kişiyi bulmak, hepsi birer ayrı emek istiyordu. Şimdi işler daha kolay ve hızlı. Postacının yolunu beklemeye gerek yok. Artık insanlar cep telefonları ile anında sevgilileri ile iletişime geçebiliyorlar. Ama iletişimsizlik de o denli hızlı. Örneğin, sevgilisinden ayrılmanın burukluğunu daha yüreğinden atamamış şair ruhlu bir öğrencim, bir dersteki küreselleşme ve teknoloji tartışmasında, "Teknoloji aşkın sihrini kaçırdı hocam" dedi. "Bu dijital dünyada 0 ve 1'ler ile gelen mesajlarda, bir bakıyorsunuz tüm 1'ler birden 0'a dönmüş, duygular kaybolmuş. Anlayacağınız hocam, bazı yürekler de dijitalleşiyor" diye ekledi. Belki ondandır; bu devirde ilişkiler, "delete" düğmesine basmak kadar kolay bitiyor. Bu değişen dünyada önemli olan, uyum meselesi. Örneğin, öykümüzdeki Sawant'ın ailesi bu teknolojik değişime iyi uymuş. Ama herkes aynı hızda uyamıyor. Hele duygu dünyasında uyum hızları çok daha büyük farklılıklar gösteriyor. Yukarıdaki öğrencimin yüreği gibi, bazı yürekler teknoloji hızına erişemiyor, kolay soğumuyor. Mektupçular kaybolabilir. Ama keşke o mektuplar, o mektuplardaki duygular kaybolmasa, yürekler dijitalleşmese. Kaynak: Uğur Tandoğan
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|