|
Yrd. Doç. Dr. Sayım YORGUN
Kocaeli Üniversitesi İ.İ.B.F.
Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü
Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Başkanı
Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren ortaya çıkan değişim dalgası, sendikaların geleceğine ilişkin tartışmaları yoğunlaştırmış ve "sendikaların sonu " gibi iddiaların, hatta sendikasız endüstri ilişkilerine yönelik arayışların ortaya çıkmasına yol açmıştı.
Küresel gelişmelerin yaşandığı bu süreçte sermayenin serbest dolaşımı, ulusal sınırların gevşetilmesi, bireyselleşme, rekabet gibi gelişmelerin gelir dağılımını olumlu etkileyeceği ve yatırımların yeni alanlara kayacağı ve ortaya çıkan ekonomik refahtan herkesin payını alacağı dile getirilmişti. Ancak iddiaların aksine gelir dağılımı bozuldu, sosyal haklar geriledi, çalışma hayatında kuralsızlaştırma egemen oldu. Ortaya çıkan olumsuzluklar, sendikal örgütlenme ihtiyacını hızla artırmaya başladı.
Avrupa’da sendikaların ayak sesleri
Fransa’da iş güvencesinin yumuşatılmasına yönelik tepkiler, eskimiş sanılan bir kavramı tüm dünyanın gündemine soktu. Bu kavram sosyal politika idi. Fransa’da yaşanan sosyal dışlanmışlık, sosyal haklarda yaşanan olumsuz gelişmeler, gençlere yönelik daha esnek iş güvencesine yönelik hazırlıklar bardağı taşırdı ve sendikaların öğrencilere destek vermesiyle birlikte gerçekleştirilen mücadele karşısında hükümet geri adım atmak zorunda kaldı. Böylece uzun yıllardan sonra sendikal mücadele adına önemli bir kazanım elde edildi. Yine Fransa’da, ulaşım çalışanları erken emeklilik uygulamasına son verme planını protesto etmek üzere grev başlattı ve toplu taşıt sistemini felç etti ve sendikalardan gelen taleplere daha duyarlı bir ortamın oluşmasına zemin hazırladı.
Almanya’da hükümetin, haftalık çalışma süresini 38,5'tan 40 saate çıkarma planlarını protesto için Almanya’nın 9 eyaletinde kamu çalışanları grev yaptı. Ayrıca çalışanların yüzde 31’lik ücret artış talebine karşılık, işverenin sadece yüzde 10’luk artış önermesiyle Almanya’da yük trenlerinde grev başlatıldı. Bu grev dalgaları, varlıkları göz ardı edilen, dışlanan sendikaları tekrar gündeme getirdi ve sendikalar yeniden umut olmaya başladı. Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere çalışanların yaşadıkları olumsuzluklar yeni sendikal dalganın alt yapısını oluşturdu. Tepkilere dayalı bir hareket olarak ortaya çıkan sendikal örgütlenme bu yüzyılda da yeni tepkilerin merkezi olmaya başladı.
Hollywood Yıldız ve Senaristleri Meşaleyi Yaktı
Sendikalar, sanayi toplum düzeninde doğmuş, gelişmiş ve altın yıllarını yaşamıştı. İstihdamın sanayiden hizmetler sektörüne kayması, sendikaların tabanını değiştirmeye başladı ve hizmetler sektöründe çalışanların sendikal örgütlenmeye ihtiyaçları olmayacağı düşüncesi ön plana çıktı. Ancak bu iddiayı da çürütecek gelişme Amerika’da doğdu. Bireysel pazarlık güçleri çok yüksek olan senaristler emeklerinin sömürüsünü engelleyemedi ve sendikalarının çatısı altında toplu mücadeleyi tercih ettiler.
Amerikan Yazarlar Birliği 12 bin üyesini işi bırakıp grev hatları oluşturmaya çağırmasının ardından Los Angeles ve New York'taki stüdyoların önlerinde grev halkaları oluşturuldu. Dijital medya gelirlerinden alacakları pay konusunda yapımcılarla uzlaşmaya varamayan senaristler halen grevde. Bu grev ilk değil çünkü 1988 yılında da grev yapılmış ve 22 hafta sürmüştü. Şu anda yapılan grevin hizmetler sektörünün altın yakalı işçileri olan senaristler tarafından yapılması, etkilerinin daha geniş alana yayılması ve 21. yüzyılın başında gerçekleşiyor olması oldukça önemlidir. Mesela Hollywood oyuncuları, Senaryo Yazarları Derneği'nin yaklaşık iki aydır yaptığı grevi desteklemek amacıyla 13 Ocak’ta yapılan Altın Küre Ödül Töreni’ni boykot etti ve ödüller tören yapılamadan dağıtıldı. Los Angeles kentine olası maliyetinin 1 Milyar dolar (1) olacağı tahmin edilen bu grevin ekonomik kaybı kadar yarattığı kamuoyu açısından da son yılların en anlamlı, etkili grevi olduğu açıktır.
Bazı mücadeleler vardır ki sadece katılanları, onların çevresini veya ortaya çıktığı ülkeyi etkiler. Bazı mücadeleler de vardır ki kendilerinden sonraki dönemleri de etkiler, şekillendirir. Senaristlerin grevi, sadece Amerika’da çalışanları değil, tüm dünyadaki çalışanları etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Bu nedenle 21. yüzyılda sendikal hareketi araştıranlar, dönüm noktalarından birinin bu grev olacağını yazacaklardır.
Senaristlerin grevini önemli kılan hususların başında mesleklerinin özelliği geliyor. Senaristler, bireysel başarılarıyla pazarlık gücü yüksek olmasına rağmen örgütlenme ihtiyacı duymuşlardır ve müzakere süreci anlaşmayla bitirilemediği için greve çıkma ihtiyacı hissetmişlerdir. İkinci önemli husus liberalizmin egemen olduğu, sendikal hakların doğal karşılanmadığı bir iş piyasasında grevin yaşanır olmasıdır. Üçüncü önemli husus çalışma şartları itibariyle a-tipik istihdamın egemen olduğu iş ilişkisinde grevin ortaya çıkmış olmasıdır. Bireysel veya küçük gruplar halinde, işyerine gelmeden, esnek çalışma saatlerinin olduğu bir iş ilişkisinde örgütlenmek zordur ve bu yüzyılın en önemli örgütlenme sorununun bu mücadeleyle aşılabilir olduğu ortaya çıkmıştır. Dördüncü önemli husus örgütlenme eğiliminin çok düşük olduğu bir sektörde bu mücadelenin yapılıyor olmasıdır. Medya sektörünün hızla büyük sermayedarların egemenliğine girdiği, medya çalışanlarının objektif haber yapma haklarının hızla kalktığı bir dönemde bu mücadele büyük bir umut ışığı olmuştur. Amerika’da yakılan meşale hiç kuşkusuz diğer çalışanları da etkileyecektir.
Sivil toplum, demokrasinin ve pazar ekonomisinin egemen olduğu, üçüncü sektörün hızla güçlenebildiği bir toplum düzenidir. Bu toplum düzeni sivil örgütlenme temeline dayanmakta, toplum içindeki kesimler örgütlü güçleriyle kendi kendilerine yardım mekanizmasını işletmektedirler. Sivil örgütlenmenin etkin olduğu bir yüzyıla girilmesine karşın, sivil toplum düzeninin doğmasına yol açan en önemli sivil örgütlenmelerden olan sendikaların, bu sivil yapıda var olma mücadelesi vermeleri dikkatlerin bu sonuca yoğunlaştırılmasını gerekli kılmaktadır. Sivil örgütlerin sayıları ve etkinlikleri hızla artarken ve toplumdaki örgütlenme düzeyi yükselirken, işçilerin örgütlülük düzeyinin gerilemesi tezat teşkil etmektedir.
Sendikaların günümüzde yaşadıkları krizin, bir yok oluşun acılı sancıları değil, yeniden yapılanmanın, var olmanın sancıları olduğu söylenebilir. Sivil toplum düzeninin olmaz ise olmaz örgütlerinden olan sendikalar, eski yapı ve politikalarının önemli bir kısmını değiştirmek ve yeniden yapılanmak şartı ile sivil toplum yüzyılında da rollerine devam edeceklerdir.(2)
- http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2007/11/071106_hollywood_update.shtml (06 Kasım, 2007)
- Yorgun,Sayım, (2007), Dirilişin Eşiğinde Sendikalar Yeni Eğilimler ve Yeni Stratejiler, Ekin Yayınevi, Bursa
|