Skip to content
Anasayfa arrow Makale arrow İşini Sevmeyenler
İşini Sevmeyenler Yazdır E-posta
Salı, 27 Kasım 2007

İş hayatında çok bilinen ve sıklıkla tekrarlanan bir ifade; çalışanların işlerini, ürünlerini ve müşterilerini sevdiklerinde daha başarılı ve mutlu olduklarını anlatır. Bu ifadenin ilk bakışta olağan bir durumu yansıttığı; çalışanların doğal olarak; işlerini, iş arkadaşlarını, yöneticilerini, ürünlerini ve müşterilerini sevdikleri düşünülür. Çünkü çalışanlar, olağan koşullar altında işletmelere bilerek ve isteyerek başvurmuşlardır. Büyük olasılıkla, işe giriş görüşmelerinde kendilerine ürünlere olan ilgileri ve ürün bilgileri sorulmuştur. Kendileri de, bu mülakatlarda sektörü ve müşteri tiplerini tanıdıklarını da belirtmişlerdir. Bu işletmede başarılı ve mutlu olacaklarına inandıklarını da vurgulamışlardır.

Ancak, gerçekte iş yaşamında ilginç bir durum yaşanmaktadır. Çoğu işletmede, bir kısım çalışanlar, işe başladıktan bir süre sonra işleri, yöneticileri, patronları, pazarladıkları ürünler ve hizmet sundukları müşteriler hakkında olumsuz duygular geliştirmektedirler. Bu kişiler, kendilerine sorulduğunda, hatta sorulmadan şikâyetlerini, eleştirilerini ve suçlamalarını art arda sıralamaktadırlar. Özellikle, müşterilerle doğrudan ilişki içinde olan satış birimleri çalışanları arasında yaygın görülen bu durum, aynı zamanda, satışçıların başarısızlıklarını, mutsuzluklarını ve çok sık iş değiştirmelerini de açıklamaktadır.

Onlara göre patron, iş ve insan yönetimini bilmemektedir. Ürünün birçok zayıf ve eksik yönü bulunmaktadır, üstelik fiyatı da rakiplere göre pahalıdır. Yöneticiler, çalışanlara girişkenlik alanı vermemekte, onları ezmektedirler. Müşteriler; bilinçsiz, kaba, küstah ve ukaladır. Şirket içinde güven, anlayış ve işbirliği yoktur, arkadaşlarının iş becerisi ve yardımcı olmaya niyetleri yoktur. Şirket, insana değer vermemekte, çalışanların istek ve ihtiyaçlarını görmemektedir. Bunları ve benzer ifadeleri sürekli tekrarlayan bu insanlar, neredeyse her fırsatta, nerede ve kimin yanında olduklarına bakmaksızın çalıştıkları işletmeleri, onun ürünlerini ve müşterilerini küçümsemekte ve kötülemektedirler.

Bu durum, özellikle o işletmede yeni işe başlayan heves ve heyecanı yüksek gençleri son derece olumsuz etkilemektedir. Nasıl bir yere geldiklerini, ne kadar zor bir müşteriye, ne kadar zayıf bir ürünü satmak zorunda kalacaklarını daha işin başında düşünmeye başlamaktadırlar. Üstelik sürekli olarak kendilerine neden daha iyi başka bir iş bulamadıkları sorulmakta, yol yakınken ve daha işin başındayken ayrılıp başka bir iş aramaları telkin edilmektedir. Burada, çok büyük olasılıkla hevesli ve işini sevebilecek gençlerin başarılı olarak işletme içinde kötü örnek oluşturacaklarından korkulmaktadır.

Diğer taraftan, işini sevmeyen insanların, özellikle satışçıların, müşterilerle iletişimlerinde de bu duygularını sözlü ve sözlü olmayan biçimlerde ifade ettikleri gözlenmektedir. Müşteriye adeta ürünü satmak için değil satmamak için çaba göstermektedirler. Bu tutum, bazen müşteriyi bir haksızlıktan veya aldatılmaktan korumak gibi tek yanlı, ancak kendilerince iyi niyetli bir yaklaşım olmakta, bazen de şirketten ve patrondan adeta intikam almak gibi gizli zevk veren bir duyguyu barındırmaktadır. Sonuçta, işini sevmeyen bir çalışan, müşteriye sunduğu ürünü ya da hizmeti beğendirememekte ve bu durumun suçlusu olarak ta kendisinden başka herşeyi ve herkesi gösterebilmektedir.

Bütün bu nedenlerle, iş sahiplerinin ve yöneticilerin, eleman seçerken öncelikle işini gerçekten ve uzun dönemde de sevecek insanları bulmaya ve işe almaya özen göstermeleri gerekir. İkinci adımda, işini sevmeyen insanları fark ettiklerinde onlarla özel olarak ilgilenerek mümkünse sorunlarını çözmeye, eğer değilse işi bırakmalarını sağlamaya çalışmalıdırlar. Bu arada, bu insanların diğer çalışanları ve özellikle yeni işe başlayanları “zehirlememeleri” için önlemler almalıdır. İşini sevmeyen bir çalışanın varlığı fark edildiğinde, bu durumun kendisini ve başkalarını daha fazla üzmeden işini bırakmasının en doğrusu olacağı telkin edilmelidir.

İş sahipleri ve yöneticiler, eğer çalışanlarının başarılı ve mutlu olmalarını istiyorlarsa, onları işlerini, ürünlerini ve işletmelerini sevmeleri yönünde etkilemeli ve desteklemelidirler. Bu konuda; tutum geliştirme, bilgilendirme, bilinçlendirme amaçlı çabalar içinde olmalıdırlar. İkili ilişkiler, açık iletişim, eğitimler, grup çalışmaları, ortak aktiviteler ve adil ücret-ödül sistemi çoğu kez çalışanların tutumlarını önemli ölçüde olumlu yönde etkileyen faktörlerdir. Başlangıçta bunlar üzerinde düşünmeyen iş sahipleri ve yöneticiler, daha sonra ciddi insan sorunları üzerinde düşünmek ve çok zor kararlar almak zorunda kalabilirler.

Prof. Dr. İsmet Barutcugil 1950'de Gaziantep'te doğdu. İlköğrenimini Malatya'da, liseyi İstanbul Vefa’da tamamladı. 1971’de İ.Ü. İktisat’ı bitirdi. 1975’te İktisat Doktoru, 1987’de Profesör oldu. Yazarın Uludağ Üniversitesi yıllarından sekiz kitap, dört bilimsel ödül ve 50 makalesi var. 1989’da RCBA Danışmanlık’ı kurdu. 1992’de DOOR Training temsilcisi oldu. Eğitim ve danışmanlık verdiği alanlar arasında; yönetim, insan kaynakları ve kişisel gelişim var. Barutcugil, evli ve üç çocuk babası.

Prof. Dr. İsmet BARUTÇUGİL
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Kaynak:yenibir.com

Daha fazla para kazanmamız hangi nedenlerden dolayı zorlaşmaktadır?
Peki değerli şirket sahibi ve yöneticiler, para kazanmak eskisi gibi kolay mıdır? Hayır değildir tabi ki. O zaman, yazının başlığında aktarıldığı gibi parayı nasıl kazanacağımıza bakmadan önce bir doktor gibi bunun nedenlerini maddeler halinde ortaya koyalım. Para kazanmak gittikçe zorlaşmaktadır. çüNKü;

  • Paranın hızlı dönmediği son birkaç yılda piyasadan alacaklarımızı kolay tahsil edemiyoruz,
  • Eskisi gibi yüksek karlarla iş yapamıyoruz (nerde o eski günler...).
  • Faydalanabileceğimiz desteklerin ne olduğunu ve onları nasıl kullanabileceğimizi   çok iyi bilmiyoruz.
  • Düşük karlardan dolayı ortaya çıkan en ufak yeni bir maliyet bizi zora sokuyor.
  • İşimize yarayan en uygun personeli bulmakta ve onu seçmekte zorlanıyoruz.
  • Eski pazarlama ve satış yöntemleriyle satış yaptığımızda bir türlü yüksek cirolara ulaşamıyoruz.
  • Eskiden olduğu gibi aynı tarzla personelimizi yönetiyoruz, ama onlardan istediğimiz verimi alamıyoruz.
  • 10-15 yıl önceki iş yapış biçimlerimizle aynı başarıları kazanamıyoruz.
  • Sürekli gelişen ve iş yapış biçimimizi etkileyen yeni yasal düzenlemelere kolay adapte olamıyoruz.
  • Değişen rekabet koşullarına kolay uyum sağlayıp etkili hamleler gerçekleştiremiyoruz.

Bu zorluklar karşısında neler yapabiliriz?
Bu zorluklar karşısında kayıtsız kalıp "ben şirketimi eskiden bu şekilde yönetiyordum hala öyle yönetebilirim", "ben kendi yağımda kavrulurum, başka birinin yönlendirmesine ihtiyacım yok", mu diyeceğiz, ya da dikkate alıp "yukarıda belirtilen zorlukları aşıp şirketimi günümüz değişimlerine göre yapılandırmalıyım" mı diyeceğiz? Eğer kayıtsız kalırsak işimiz gerçekten zor. Şirketimizin yaşamı şimdi olmasa bile yakın gelecekte geri dönülemez bir sıkıntının içine girebilir.  Ama, yukarıda maddeler halinde verilen daha fazla para kazanabilmemizi zorlaştıran bu nedenleri dikkate alıp gerekli düzenlemeleri yapabilirsek önümüz açık.

Bir bilenden destek alın!
Peki kıymetli girişimci ve yöneticiler, bu zorlukları aşıp daha fazla para kazanmak isteyip de bunu nasıl yapacağımızı bilemiyorsak veya deneyimlerimize binaen nasıl yapacağımızı bilsek bile hep kafamızda bir soru işareti varsa ne yapacağız? Cevabı basit. Başbakan’ın veya Cumhurbaşkanı’nın danışmanından bilgi desteği alma gereği duyduğu bir durumda, 1-10 çalışanlı mikro bir şirket, 15-20 çalışanlı küçük bir şirket, 50-100 çalışanlı orta boy bir şirket veya 500 çalışanlı büyük bir şirket olalım, bir bilenden bilgi ve yönlendirme desteği alacağız. Bu desteği de, ticaret ve sanayi odalarından, iş dünyasına yönelik kurulan derneklerden, üniversitelerden, profesyonel bir yöneticiden veya özel danışmanlık şirketlerinden alabiliriz.

Yukarıda belirttiğimiz nedenlerden dolayı bilgi desteğini sağlamak için özellikle son yıllarda birçok özel danışmanlık şirketi kurulmuştur. Bu şirketlerin işleri tamamen, gerek eğitim vererek, gerekse bizzat şirketimize gelip uygulamalı olarak göstererek (danışmanlık yaparak) daha fazla para kazanabilmenin yollarını bizlere göstermek ve geleceğe hazırlamaktır.

Piyasada farklı hizmetleri veren birçok danışmanlık şirketi bulunmaktadır. Bunlar yönetim danışmanlığı, eğitim danışmanlığı, kalite danışmanlığı, insan kaynakları danışmanlığı, finansal danışmanlık ve bilişim danışmanlığı şeklinde gruplandırılabilir. İçlerinden özellikle yönetim danışmanlığı yazının başlığındaki gibi daha fazla para kazanabilmenin yollarını gösterebilecek en kapsamlı danışmanlık hizmetidir. örneğin bu hizmeti almış bazı şirketler, 1-2 yılda pazar paylarını arttırabilmekte, değişimlere hızla ayak uydurabilen bir organizasyona sahip olabilmekte, üretimde israfı yok ederek en verimli şekilde çalışıp karlılığını arttırabilmekte, kurumsallaşabilmekte ve en önemlisi daha fazla para kazanmaya başlayarak yeni yatırımlar yapabilecek hale gelmektedir değerli okuyucular. Eskilerdeki gibi bol kazançlı günler dileklerimle...

NOT: Yazarın bu yazısı, 04 Haziran 2006 tarihinde Ege’nin yerel gazetesi Yeni Asır İnsan Kaynakları Gazetesinin 4. sayfasında yayınlanmıştır."

Savaş Tavşancı
örgütsel Akıl Danışmanı ve Eğitmen
www.turev.com.tr
www.tavsanci.com

 
< Önceki   Sonraki >

ÜYELİK SİSTEMİ





Kurumsal ve Kişisel Gelişim Adresiniz WWW.AKTIFGELISIM.COM